Alperenden Mesajlar

Yeni dünya düzeninde kurtların kardeşliği

YENİ DÜNYA DÜZENİNDE KURTLARIN KARDEŞLİĞİ

"Bu günlerde İstanbul Sinemalarında Oynayan Bir Fransız Filmi var, Adı : Kurtların Kardeşliği. Konusu kısaca şöyle: 18. yüzyıl Fransa'sında. Bir Fransız Şövalyesi ve Amerika'dan gelme Kızıldirili arkadaşı, kral tarafından özel bir göreve yollanır. Fransa'nın Gevaudan bölgesinde yüzlerce insan, bilinmeyen bir yaratık tarafından vahşice öldürülmektedir. O bölgede bütün bu cinayetleri kurtların yaptığı zannıyla sürekli kurt sürüleri takip edilerek yok edilmekte her gün kurt katliamı yapılmaktadır. Cinayetlerin sorumlusunu bulmak üzere yola çıkan ikili, Kızılderili vasıtası ile, kurtlarla bir nevi diyoloğa geçerler Kızılderili kendisinin de kurt soyundan geldiğine inandığından kurtların kardeşliğini yaşatır ve bir bozkurt'un öncülüğünde asıl canavar bulunup yok edilir. Bölge barışa kavuşur. Yani Kurtlar kardeş olduklarını hatırlayınca katliam ve zulüm biter."

Yeni Dünya Düzeninde Aktör Ülkeler

Rusya:

SSCB'nin 1990'larda dağılması ile beraber milletlerarası makro Politikaların adı kondu"Yeni Dünya Düzeni".. Rusya'daki Dağılma çok ciddi boyutlarda idi. İlk önce SSCB'nin batısındaki Baltık ülkeleri de denilen Estonya,.Letonya ve Litvanya, ardından, Ukrayna ve Belarus’da denilen Beyaz. Rusya sonra da, doğusundaki Orta Asya ve Kafkas ülkeleri denilen. Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Özbekistan, Kazakistan,.Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan birer birer bağımsızlığını. ilân etti Ayrıca SSCB'nin peyki sayılan Polonya, Macaristan, Çek. Cumhuriyeti, Slovak ya ve Bulgaristan'da da Komünist Partiler, SSCB. Komünist Partisinden bağımsızlıklarını ilan ederek demir perde gerisi ülke tanımlamasından uzaklaşmak istediklerini ilan ettiler.

Yeni bağımsız devletler, içinde bulundukları siyasi dönüşüm. sürecinde, komünist yapılanmadan uzaklaşma arayışlarına girerken,.kendi milli kadrolarını, sembollerini ve tarihlerini keşfetmenin heyecanına büründüler.

Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte 'Adriyatik'ten Çin. Seddi'ne bir güç boşluğu ve istikrarsızlık bölgesi oluştu. Bu istikrarsız bölgenin kalbinde, dengesini muhafaza edebilen tek. ülke olarak Türkiye kaldı.

Amerika:

Amerika cephesinden durum farklı idi:

ABD'nin Soğuk Savaş dönemi dış politikasını üç ana gurupta toplayabiliriz:

1-Ortadoğu'da. Sovyetlerin egemen olması ve askeri hesaplaşma"dan duyulan korku,

2- Petrole ulaşma. 3- İsrail' in güvenliği, gibi üç temel bileşene sahip, ulusal çıkarların. korunması olarak özetlenmektedir. Öncelikle Sovyetlerin, komünist olmayan ve. batı medeniyetine dahil olmak isteyen Türkiye tarafından çevrelenmesi, komünist ideolojinin yaygınlaşmasını engellemişti. Amerika ve diğer batılı ülkelerin. hayati zorunlulukları olan petrol ve diğer doğal kaynaklara sahip bölgenin kontrolü ile bölgede, Türkiye'de oluşturdukları askeri üsler ve istihbarat. merkezleri ile kullanabildikleri boğaz,liman ve hava yolları ile yoğun etki alanları oluşturmuşlardı. Ayrıca NATO'nun güney askeri kanadının Türkiye tarafından başarı ile savunulması, batının özelde ABD'nin siyasi ve ekonomik çıkarlarının korunması açısından fevkalade önemli olmuştu.

Soğuk Savaş düzeninin sona ermesi Türkiye'nin önemini kesinlikle azaltmamıştır ama bu önem sanıldığı gibi, Eski Sovyet İmparatorluğu sınırları içerisinde kalan bugünün bağımsız Türk Cumhuriyetleri ile oluşturulacak işbirliklerinin kurulması bağlamında düşünülmüyordu. Amerikan hükümet yetkililerince; Orta Asya ile ilişkilerde, " Hakim politik hamlenin" Türkiye veya İran tarafından değil, Rusya Federasyonu tarafından yapıldığı” kanaati baskındır.

Amerika, bu üstünlüğün Rusya Federasyonu tarafından elde edilmesine "Geleneksel yayılmacı Rus. emperyalizmine dönüşmediği" ve Liberal demokrasi-Serbest Pazar ekonomisine uyulduğu sürece tasvipkâr kalacaktır. Gelecek günlerde yaşanacak bazı olumlu gelişmeler sonucunda Amerika'yı; Orta Asya Cumhuriyetleri ile Doğunun zengin doğal kaynak ve madenlerine ve Ortadoğu ve Körfez bölgesi zenginliklerine ulaşma arzusu stratejik ortaklığın devamına mecbur kılacaktır.

Türkiye'nin sistem bazında tercihini batı yönünde belirlemesi

Yeni Dünya Düzeni, Türkiye'nin. önüne bir seri fırsatlar sunmakla birlikte, çok sayıda ciddi ve çok boyutlu risk ve tehditleri de çıkarmaktadır. Yeni Dünya Düzeni, yeni bir siyasi sistemin oluşması kadar bir ekonomik yapılanmanın da adıdır. Yeni Dünya Düzenindeki en somut kavram "Küreselleşme"dir. Küreselleşme, Türkiye gibi Milli-devletlere, iktisadi anlamda şu konuları dayatma isteğindedir;

1- Ulusal ekonomilerin tasfiyesi. 2- Milli hükümranlığın örtülü olarak tedricen terk edilmesi. 3- Piyasaların liberalizasyonu. 4- Kamu sektörlerinin tümüyle özelleştirilmesi.

Küreselleşmenin getirdiği bu uluslararası ekonomi gerekleri, Türk. Dış Politikası'na eklenen yeni ekonomik sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk Dış Politikası'nın ekonomi elçileri, uluslararası ekonomik kuruluşlarda yukarıda bahsedilen konularla sürekli yüz yüze kalmaktadır. Batılı ülkelerin çok uzun bir zaman sürecinde gerçekleştirdiği dönüşümleri, Türkiye çok kısa zaman diliminde, hem sosyal, hem de ekonomik planlarda, gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bu dönüşüm olsa olsa radikal bir kararla ancak mandacılık şekline dönüşür.

Oysa Türkiye, gerek sosyal ve gerekse ekonomik anlamda, Küresel yapılanmanın ve onun getirdiği Küresel Ekonominin gereklerini çok farklı bir ufuk ve kulvarda tamamen özgün bir küreselleşme çerçevesinde batının kendi camiası içinde yaptığını Turan dünyasında yapabilir.

Türkiye, "Küresel Ekonomi"nin beklentilerini ve şartlarını biran evvel istikamet kararı ile vermek zorundadır. Çünkü Türkiye'nin iç sosyal yapısı, sıkıntıları ve zaman içerisinde somutlaşan iç ve dış problemleri, küresel ekonominin gereklerinin çok kısa sürede yerine getirilmesi için gözü kara bir politika uygulamasını zorlaştırmakta, Türkiye pek çok alanda soğukkanlılıkla hareket etme ihtiyacını duymaktadır.

Bu yapı, Türkiye'nin dış politikasındaki problemleri ve ekonomi alanındaki yapısal problemlerin büyümesini süratle çözme alanı dışına itilmesini sağlamaktadır. Ekonomik ve sosyal dönüşüm talepleri, uluslararası arenada Türk Dış politikasının en önemli eksenlerinden birisini oluşturmaya başlamıştır.

Bölge dışındaki duruma gelince:

AB içinde yer almayan ve AB ile birlikte. hareket etmeyen bir Türkiye'den dolayı AB kendi transatlantik ilişkilerinde çok önemli bir kozu kaybetmiş olacaktır. Türkiye'nin dışlanmasının yalnız Türk-AB ilişkilerine hatta AB üyesi. ülkelerle olan ikili ilişkilere zarar vermekle kalmayıp bölge açısından da neler getirip neler götüreceğinin çok iyi analiz edilmesi gerekir.

Mesela Çeçenistan'da kimsenin durduramadığı İstilacı Rusya, Türkiyesiz bir AB'ye Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan'ı asla bırakmayacaktır.

Arkasından hem Beyaz Rusya hem Ukrayna, Rusya'ya karşı yanlarında hiçbir. zaman bir AB güvencesi bulamayacaklarını anlayacaklar ve Rusya'ya daha da yakınlaşmak zorunda kalacaklardır. Balkanlar’ı, Karadeniz’i, Kafkaslar’ı ve Orta Doğu’yu kapsayan alanda ister istemez bir yandan AB, diğer yandan Türkiye + ABD ve çevresindekiler ile Rusya ve çevresindekiler arasında ciddi çıkar çatışmaları başlayacaktır. Neticeten Türkiye'yi öngörmeyen bir Helsinki, Bölgede yeni bir "Yalta süreci" başlatacaktır. Helsinki aslında Türkiye'nin değil AB'nin Türkiye'yi yakalamada son şansıdır.

Dünyanın İktidar Odağı:

Dünyanın iktidar odağını tayin ve izah eden teorilerin başında Mackinder’in 19. yy'ın sonunda ortaya attığı Karacı teorisi gelir. Bu görüşe göre Orta Asya dünyanın merkezidir, Avrasya'da dünya adası kabul edilir. Dünya merkezine egemen olan, dünya adasına hükmeder. Dünya adasına hükmeden de dünyaya hükmeder. Bugün yeniden Karacı teorisinin uygulanmasına dönülmüştür. Yeniden karacı teorilerinin uygulanabileceği yapılanmaya gelinmiştir. Niçin? Çünkü Rusya ve Çin karacı devletlerdir. O zaman Avrasya seçeneği Türkiye için gerçekten önemli ve bir numaralı değerlendirilmesi gereken seçenektir.

Pratik olması bakımından konumuz kapsamındaki bu alanda yer alan ülkeleri saymak belki daha uygun-yararlı olur;

Batıdan Doğuya doğru; Kafkasya, Gürcistan, Karaçay-Çerkez, Kardino-Bakur, Kuzey-Güney Osetya, İnguşya, Çeçenya, Dağıstan, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan. Yaygın bir adıyla AVRASYA.

ASYA Kıtasının Orta ve güney batısında, eski kara kütlelerinin tam ortasında yer alan bu bölgenin Okyanuslara bağlantısı Türkiye üzerinden Karadeniz, Ege, Akdeniz üzerinden ATLAS Okyanusuna ulaşmakta. (İran üzerinden de Fars-Basra körfezine çıkışı vardır.) Asya-Avrupa-Afrika ülkeleri arasındaki havayolu bağlantısı da bu bölgeden sağlanır. Ayrıca bu bölgenin kuzeyden, Rusya Federasyonu, doğudan Çin, güneyden İran, Afganistan, Pakistan ile sınırlı olması önemini belirtmek için yeterlidir. Etnik kökeni Türk ve nüfusun çoğunluğu da Müslüman olan bu ülkelerin birbirleriyle, Ermenistan ve Nahcivan hariç-kesintisiz sınırı bulunmaktadır.

Halen dünya petrol üretiminin % 30'u Orta Doğuda KÖRFEZ Bölgesi'nde. olmakta ve dünya petrol rezervinin % 60'ı da bu bölgede yatmaktadır. Şayet. Hazar Denizi ve Kazakistan'ın petrol kaynaklarına ilişkin tahminler doğruysa ve gerekli sermaye ile teknoloji kullanılarak bunlar insanoğlunun. emrine ve kullanımına sunulursa Ortadoğu'nun uluslar arası piyasalardaki cazibesini dengeleyebilecek olanda Hazar Bölgesi. petrolleridir.

Hazar Denizi Kazakistan'daki dev TENGİZ yatağı ile birlikte ele alınırsa, Kuzey Denizi ve Alaska'nın kuzey yamacındaki rezervlerinden büyüktür. Dolayısıyla 21.yy.'ın başından itibaren dev sanayi ülkeleri için vazgeçilmez petrol kaynağını oluşturmaktadır. Böylece bu zengin rezervlerin sevk edileceği petrol boru hatlarının nerede denize ulaşacağı ve taşınacağı 1992'lerden sonra dünya. gündeminde önemli bir yer işgal etmeğe başlamıştır.

Yine net olarak bilinmektedir ki "Altın” dahil önemli madenlere ek olarak bölgede büyük miktarda doğal gaz ve petrol rezervleri yoğun bir biçimde yer alır. Dünyanın enerji tüketiminin gelecek yirmi ya da otuz yılda büyük ölçüde. artması beklenmektedir.

ABD Enerji Bakanlığı tahminlerine göre dünya çapında talep 1993 ile 2015 arasında % 50'den fazla artacaktır. Tüketimdeki en önemli artış ise Uzakdoğu'da gerçekleşecektir. Asya'nın ekonomik gelişim hızı şimdiden yeni enerji kaynaklarının araştırılması ve. kullanımı için yoğun baskılar oluşturmaktadır. Ve Orta Asya bölgesiyle Hazar Denizi havzasının Kuveyt, Meksika Körfezi ve Kuzey Denizi'ndekileri açık farkla geride bırakacak doğal gaz ve petrol rezervlerine sahip olduğu bilinmektedir.

İçerideki Durum:

Cumhuriyet tarihinin hiç bir döneminde devlet hayatında bu kadar yozlaşma görülmemiştir. Siyaset, sırf çıkar hesapları üzerine kurulmuş, devlet ve millet menfaatleri unutulmuştur. Hatta devlet yıpratılmaya başlanmış, varlığı ve fonksiyonları dahi tartışma konusu edilir olmuştur. Bu yozlaşmadan adalet müessesesi dahi nasibini almış, halkımızın yargıya olan güveni sarsılmıştır. Bütün bu yozlaşma içerisinde sağlam kalabilmiş ve devletin asli varlığını korumaya kararlı bazı müesseseler de yok değildir.

Bunlardan birisi Kürtçü-bölücü örgütle dağlarda savaşan silahlı kuvvetlerimiz, bir diğeri;.Kürtçü-bölücü örgütün siyasi kanadına karşı Ankara'da devleti ve milleti koruyan ve savunan Devlet Güvenlik Mahkemesi; diğeri de, özelleştirme safsatasıyla Anayasayı çiğneyerek ulusal sanayimizi tersanelerimizi ona buna peşkeş çekmeye çalışanlara karşı Anayasanın üstünlüğünü ve milletimizi devletimizin menfaatlerini kollayan Anayasa Mahkemesidir. Bu her üç müessese de liberallerin, bölücülerin ve hortumcuların sert hücumlarına maruz kalmıştır. Hatta Ordunun küçültülmesi, Anayasa Mahkemesi ve Devlet Güvenlik Mahkemelerine gerek olmadığı fikirleri hararetle savunulmuş ve savunulmaktadır. Türkiye'de özel sektör bugüne kadar hiçbir ciddi sanayi yatırımı yapmamıştır. Hep kısa vadeli yatırımlar ve bol kazanç peşinde koşmuştur. Çünkü, ülkemizin büyük sermayedar kesimi gayri Türk unsurlardan meydana gelmektedir. Ülkemizdeki ciddi sanayi yatırımları Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren hep devlet tarafından yapılmıştır. Peki, o zaman yapılması gereken nedir? Yani sözün neticesi.

Neticeten:

Bize ışık tutan Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözleriyle neticeye gidebiliriz.: "Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız. Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir" Nasıl ki Amerikanın, Rusya'nın ve AB'nin kendilerine göre özel konumu ve şartları varsa elbette bizimde özel konumumuz ve şartlarımız vardır. Bu özel konum ve şart Turan yoludur. Bir gün kurtlar kardeş olduklarını hatırladıklarında Turan yolu açılacaktır. İşte o zaman Büyük Turan Birliği kurulmuş ve Yeni Dünya düzeni oluşmuş, Milletler huzura kavuşmuş olacaktır.

ALPEREN
Ziyaretçi Defteri
abdurrahman TOPDAĞ Gönderi no: 151077  /
abdurrahman TOPDAĞ
BİR GÜN HERŞEY İSTEDİĞİMİZ GİBİ OLACAK...BİR UMUTTUR YAŞAMAK...HEDEF TURAN REHBER KUR'AN
Muammer Kızılkaya Gönderi no: 142242  /
Muammer Kızılkaya
Bugün, hakikatte, başkalarından adalet talep edecek durumda değiliz. Çünkü başkalarına adalet teklif edecek durumda değiliz. Adalet —itiraf etmeliyiz ki— günümüzde ne talebin, ne de teklifin konusu! Kişisel karar verme mekanizmalarının belirleyici olmadığı bir düzlemde adalet’ten söz edilemez. Bir hâkimden veya bir trafik polisinden istenen adil olması değil, görevinin gereğini yerine getirmesidir. Görevin gereği -her ne ise o- yine yasalarca tanımlanmıştır. Vatandaştan yasalara uymayı isteyen görevlilerin kendileri de yasalara uymak zorundadırlar. Ayrıca âdil olmaları talep edilmez. Çünkü onlara kişisel olarak ne düşündükleri sorulmaz. Bu durumda âmir olan yasadır. Dolayısıyla âdil olması gereken de. Kişiselleştirilen ve özne hâline getirilen yasadır, yasanın kendisidir. Çünkü yasanın bir kendiliği vardır. Kendiliği, yani kişiliği.Varlıgımın sebebi Yüce Rabbim yolunuzu kutlu etsin.rehber Kur'an Hedef TURAN."Bir umuttur yaşamak"
Muammer kızılkaya Gönderi no: 142238  /
Muammer kızılkaya
Bugün, hakikatte, başkalarından adalet talep edecek durumda değiliz. Çünkü başkalarına adalet teklif edecek durumda değiliz. Adalet —itiraf etmeliyiz ki— günümüzde ne talebin, ne de teklifin konusu! Kişisel karar verme mekanizmalarının belirleyici olmadığı bir düzlemde adalet’ten söz edilemez. Bir hâkimden veya bir trafik polisinden istenen adil olması değil, görevinin gereğini yerine getirmesidir. Görevin gereği -her ne ise o- yine yasalarca tanımlanmıştır. Vatandaştan yasalara uymayı isteyen görevlilerin kendileri de yasalara uymak zorundadırlar. Ayrıca âdil olmaları talep edilmez. Çünkü onlara kişisel olarak ne düşündükleri sorulmaz. Bu durumda âmir olan yasadır. Dolayısıyla âdil olması gereken de. Kişiselleştirilen ve özne hâline getirilen yasadır, yasanın kendisidir. Çünkü yasanın bir kendiliği vardır. Kendiliği, yani kişiliği.Reisim adalette kurunun yanında yaş yandı.kul hakkı yenmistir.ey Rabbim senden korkan cehenneminden nasıl korksun!korkarmı.Ey sevgili o ateşi sondurmezmi senin rahmetin şefkatin?adaletini ver ey sevgili.çaliskan kullarına .akilli,uslu,düzenli,titiz kullarına.fazlina yakışır haşmet ve azametine.Ey Rabbim Varlifa getiren sensin.esenlikler dilerim efendim hoscakalin...
Mesaj göndermek için ilgili alanları doldurunuz
Gönderinizde resminizin gözükmesi için facebook ile giriş yapınız. 
E-Mail Adresiniz
Mesajınız