Gazetecilere Cevaplar

Yavuz Selim Demirağ'a Yanıt

22.03.2006 Tarihinde yazmış olduğunuz köşe yazınızı dikkatle okudum. Kaleme aldığım bu cevabı size daha erken ulaştıracaktım ancak 04.04.2006 tarihinde mahkemeye çıkacak olduğum için yazımı mahkemenin hemen akabinde yollayabiliyorum.

Yazınızın en sonunda bu konularla ilgili bilgi ve belgeleri olanlardan bekliyorum demişsiniz. Yazımın sonunda ilginizi çekeceğini düşündüğüm belgeleri de ekli olarak size ulaştıracağım.

Cezaevinde bulunmamın bazı bölücü yapılanmaların önünü açmak adına sağlandığı mealinde bir bölüm vardı eğer yoksa da ben öyle yorumladım. Kusura bakmayın.

Üniversite yıllarında gelecekte ne olmak istiyorsunuz sorusunu “ Bağımsız bir İslami kürt devletinde bakan olmak istiyorum” diyen insanların , bakanlık koltuğunda oturduğu bir ortamda , cezaevinde tutuklu bir kişi olmayı tarif edemeyeceğim kadar büyük bir şeref kabul ederim.

Görev yaptığınız gazetede sizin yazınızla aynı yorumu içeren ama sizin yazınız kadar detaylı olmayan Abdullah isimli bir beyefendinin de yazısını okumuştum ve o zamanda gazetenize bir açıklama yollamayı düşünmüştüm. Daha sonra vazgeçtim. Vazgeçmemin sebebi ise tarihte ırkımıza her hainliği yapan mütareke basını gibi çalışan kişilerin maalesef ki şu anda ülkemizde basının kontrolünü ellerinde tutmalarıdır.

Size yollayacağım belgeler ışığında, yazacağınız yazı haliyle derdimizi anlatmaya yarayacak (Namuslu Vatan Evlatlarına karşı) şahsınızın da bu insanlar tarafından haksız eleştiriye uğrayacağı düşüncesi (Mütareke basını tarafından) gazetenize cevabi bir açıklama yollamama engel olmuştu.

20 tane genç kızın kadın satıcısı olduğu iddia edilen menajerle telefonda konuşmuş olmaları, fuhuş dosyası adı altında ülkenin gündemini değiştirmeye yetiyor.

Ama maalesef ki, terör örgütü denilen güçler tarafından bu ülkenin birkaç tane vilayetinin işgal edildiği gerçeğini değiştirmiyor. Gündemi değiştirmek için 20 tane kızcağızın haysiyetlerinin cellatlığını yapıyorlar.

Biraz önce de belirttiğim gibi mütareke basını ile beraber böyle komik bir şeylerle gündemi değiştirebilirler ama ülkemizin topraklarının işgale uğradığı gerçeğini değiştiremezler.

Bir çok dostumuz, arkadaşımız F tipi gibi kapalı bir cezaevinde nasıl bu kadar mutlu olduğumu soruyorlar, ailemden , çocuklarımdan uzak bir halde. Sadece onların üzülmelerini engellemek için rol yaptığımı aslında mutlu olmadığımı düşünüyorlar. Oysa ki ben gerçekten çok mutlu bir insanım. Benim mutluluk tarifim şudur ;

Çocukluğunda kurmuş olduğu hayallerini gerçekleştirebilen bir insan mutlu bir insandır.

Kaderin garip cilvesi, ben çocukken doktor olmak, savcı olmak, bakan olmak, başbakan olmak hayali kuranlardan hiçbir zaman olmadım. Şuan yaşamış olduklarım yani haksız yere cezaevinde tutuluyor olmam, geçmiş tarihlerde bir çok işkenceler görmem, gücü elinde tutan papyonla, smokinle gezen onursuz insanlar tarafından sevilmemem, sadist kişilikli yaratıklar tarafından öldürülmek istenmem çok farklı ve uç olabilir ama ne yapayım çocukken benim hayalim bunlardı.

Ben Kafkas asıllı , Karadenizli bir Türk ailesinin çocuğuyum. Bu sebeple Bolu beyinin zulmüne uğramış Köroğlu gibi olabilmeyi (tüm acılara rağmen) Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olabilmeye tercih edenlerdeniz.

Kafkas asıllı Türk ailelerinde ki öğretiler o coğrafyayı tarif ederken şöyle söyler ; Kartalların özgürce uçtuğu, bozkurtların özgürce uluduğu, yiğitlerin özgürce konuştuğu diyar Kafkasya.

Çocukluğumda okuduğum kitapların içerisinde beni en çok etkileyen 1940 larda İtalya’nın Sicilya’sında yaşamış olan Juliano’nun hayatıdır. Sicilya da herkes mafya olmak baron olmak sevdasındayken sadece bu şahıs savunmasız güçsüz halkı bunlara karşı korumak sevdasındaydı.

Bunları anlatmamın nedeni henüz çocuk yaşımdayken de benim tercihim mafya olmak baron olmak değil mafya ve baronlara karşı savaşabilmekti.

İlk tutuklandığım zamanlar koğuş aramalarına savcılar da katılıyordu. Zannederim ki bir aramaya Kocaeli Cumhuriyet Başsavcı vekili de katılmıştı. Kendisi çok kibar ve beyefendi bir insan çünkü mahkumlara da diğer cezaevi personeline de aynı davranıyordu. Koğuşun içerisinde Pardayanlar isimli kitap serisini görünce kitapların bana mı yoksa diğer tutuklu Avukat arkadaşa mı ait olduğunu sordu. Bende bana ait olduklarını bu seriyi de ilk olarak 15- 16 yaşlarımdayken okuduğumu çok sevdiğim için tekrar okuduğumu söyledim. Kendisi de kitaptan bahsetmeye başladı. Kitabın yazarından serinin içeriğinden anladım ki kendisi de çok beğenerek ve çok ufak yaşlardayken okumuş bu kitapları.

Muhabbetimizde bir an durgunluk oldu çünkü beynimde bazı düşünceler oluşmaya başladı. Sonra gülerek Başsavcı vekiline iyi ama bende bu seriyi okumuşum sizde okumuşsunuz bende çok beğenmişim sizde çok beğenmişsiniz galiba ben bu kitapları yanlış yorumladım öyle ya ben mahkum siz başsavcı olmuşsunuz dedim. Aldığım cevap çok enteresandı kitap serisinde yazılanların ortaçağa ait olduğunu belirtti. Sonra koğuşta yalnız kalınca düşünmeye başladım ben galiba çağları karıştırmıştım.

Bir çok yazar Pardayanlar serisinin okunmasını tavsiye ediyor hatta insanların ikiye ayrıldığını söylüyor Pardayanlar serisini okuyanlar ve okumayanlar. Ben okuyanlardanım 1. ciltteki pardayan yani baba olan , onun oğlu ve devamında kendilerine iyilik yapan bir insana ceplerindeki tüm parayı verip zenginken beş parasız kalıyorlar yada tutuklanıp cezaevine giriyorlar (başkaları adına savaşırken) Beni tanıyanlar bilirler ki kendimle ilgili çocukluğumdan beri hiçbir zaman şiddet yapmadım. Bir ayda en az 2-3 kez zengin olur ama tüm paramı bağış yapar sonrada fakir olurdum.

Çağları karıştırıp karıştırmadığımdan emin değilim ama emin olduğum tek bir şey varsa Pardayan’ın hayatı ile benim hayatımın birbirine benzediğidir. Yoksa kuş tüyü yatağımda yatıp ezilenleri savunmak adına düşman kazanmadan yaşayarak Pardayanları anladım demenin çok mantıklı olduğuna inanmıyorum.

Konuyu biraz fazlaca dağıttık. İsterseniz şuan yargılandığım olayla ilgili biraz açıklama yapayım.

Yusuf Altay isimli kişi sizin yazınızda PKK itirafçısı olarak geçiyor kendisi itirafçı değildir ama PKK adına para toplamaktan sabıkalı bir kişidir. Olayları anlatırken tarafınızdan daha kolay anlaşılır olması amacıyla anlatımlarımızı kanıtlayan belgeleri numaralandırarak açıklamamızın arkasında yer alacaktır.

Bahsi geçen kişi yani Yusuf Altay kamuoyunda amele çetesi olarak bilinen ve İstanbul merkez olmak üzere Ege ve Akdeniz de faaliyet gösteren suç örgütünün liderliğinden Gıyabi tutuklama kararı ile aranırken İzmir Özel Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile sadece bu suçtan değil çeşitli Adliyelerden başkaca suçlardan da gıyabi tutuklu olarak aranıyor. Muğla Ağır ceza Mahkemesi silahlı gasp suçu.

O bölge de rahat hareket edemediği için adres değişikliği yaparak İstanbul’a geliyor ve Atilla Eksel isimli işadamından benimde ismimi kullanmak suretiyle tekerrür kereler para alıyor. Bu mesele Av. Şirin Berk tarafından bana iletilince bu beyefendinin şikayetçi olmasını söylüyorum. Konudan haberdar olan kardeşim Atilla Peker tanımadığımız bu iş adamına bizim bu şahısla ilgimiz yok diye anlatmak amacıyla yanına gittiğinde Yusuf Altay isimli kişiyle orada karşılaşıyor. Kişi kardeşimi tanımadığı anlaşılmasın diye dışarıda görüşmeyi teklif ediyor ve kardeşimle dışarı çıkıyorlar. Kardeşime Atilla Eksel ile ilgili olarak bu şahıs verimli bir şahıs, ben bölüşmeyi severim diyor. Firari olarak arandığını sıkıntıları olduğunu anlatıyor, kardeşim Atilla Peker de sizin gibi insanlardan dolayı çok sıkıntı yaşadık bir daha ismimizi kullanmayın diyerek karşılıklı darp olayı yaşanıyor.

Hikayenin bütün başlaması ve gelişmesi bu noktadan sonradır. Yusuf Altay isimli şahıs avukatı Halil İbrahim Serbest vasıtası ile Organize Suçlar Şube görevlisi Başkomser S.A, Müdür yardımcısı Mesut Şahin ve Başkomser İ.E ile görüşüyor. Gıyabi tutuklu olan bir kişinin polislerce hakkında gerekli işlemi yapıp cezaevine yollamaları gerekirken kendisine dokunulmuyor ortak alınan kararla şahsımdan 5 milyon dolar para istiyorlar. Şahsımdan böyle bir talep olunca polis soruşturmalarına bakan Fatih Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunuyorum. Ben şikayetçi olduktan sonra olayın seyrini değiştirip beni göz altına alabilmek için suni suçlamalar yaratmaya çalıştıklarını tespit edince bu konu ile de ilgili Fatih Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulundum.Daha önceden de Olgun Aydın Peker’e yapılan işkence şikayetimizi geri almamız için baskı yaptıklarına dair de bir şikayetimiz mevcuttur.

Çeşitli raporlar alarak polis soruşturmalarına bakan Fatih Savcılığının ifade alma işlemini 3 -4 ay geciktirdiler. Bu mayanda İçişleri Bakanlığına da haklarında şikayette bulunduk. Yusuf Altay isimli şahıs yakalanınca daha önce belirttiğim 2 gıyabi tutuklamasının haricinde Atilla Eksel i gasp etmek suçundan Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesinden de tutuklaması çıktı haricen Pendik Adliyesinden silahlı gasp suçundan başka bir tutuklaması daha çıktı.

Yine ismimi kullanmak suretiyle başka bir kişiyi gasp etmekten Bakırköy adliyesinde silahlı gasp suçundan bir tutuklaması daha çıktı.

Jandarma tarafından yakalanınca kendisine işkence yapıldığını ve gasp edildiğini söyleyerek Ümraniye Başsavcılığına şikayette bulunmuş ve bu konu ile ilgili ifadeye çağırılmam neticesinde hakkımda soruşturma yapıldı. Suçsuz bulunmam üzerine de takipsizlik kararı verildi.

Hakkımda bir komplo tertip edildiğini öğrenince tüm il , ilçe ve belde Başsavcılıklarına takriben 450 – 500 savcılığa hakkımda Organize Şube yetkilileri tarafından komplo düzenlendiğini belirten fax çektim.

Ayrıca tüm DGM savcılıklarına komploya uğrayacağımı anlatan mektuplar gönderdim.

Bütün bu gelişmelerden sonra bu yetkililerin meslekten atılıp tutuklanacağını beklerken bu yetkililer tarafından göz altına alındım. Nöbetçi mahkeme tarafından sebest bırakıldım. Savcının itirazı üzerine üst mahkeme tarafından Cumhuriyet tarihinde ilk defa olmak üzere cumartesi günü hakimler evlerinden toplanarak hakkımda tutuklama kararı çıkartıldı.

Teslim olmak için adliyeye geldiğimde şikayetlerimi geri almam için adliyenin önünde saldırıya uğrayıp arabaya bindirilip getirildiğimi Tv lerden zaten bütün Türkiye seyretti. Savcılığın saldırıya uğramamdan dolayı yapmış olduğu tahkikat neticesinde 11 polise 3 ila 13 yıl arasında değişen hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Ben cezaevine girdikten sonra haklarında şikayetçi olduğum yetkililer polis soruşturmalarına bakan Fatih savcılığına ifadelerini vermişlerdi. O zamanlar aleyhime kamuoyunda yarattıkları havadan dolayı tutuklanmadılar ama olgun Aydın Peker’e aleyhimde ifade vermesi için işkence yaptıklarına dair 2 amir 4 memur yetkiliye işkence yapmaktan dava açıldı.

Şuan yargılandığım dosyadaki suçları komplo düzenleyerek oluşturduklarından dolayı Fatih 1. Asliye Ceza Mahkemesinde görevi kötüye kullanmaktan dolayı dava açıldı.

Yusuf Altay isimli gıyabi tutuklaması bulunan kişi hakkında işlem yapıp cezaevine yollamamak bu kişi ile işbirliği yaparak şahsımdan menfaat temin etmeye çalıştıkları için Fatih 4. Asliye Ceza mahkemesinde görevi kötüye kullanmaktan dava açılmıştır.

Yusuf Altay isimli şahıs cezaevinde yatarken imam nikahlı eşinin abisini silahla yaralamaya azmettirmekten dolayı 13. özel ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanmıştır.

Yine cezaevinde yatarken meydana çıkmamış 12 -13 tane ayrı suçlarının ortaya çıkmasıyla yeni bir suç örgütünün liderliğinde 11. Özel Ağır Ceza Mahkemesince ayrıca tutuklanmıştır.

Benim daha önce bu suçtan takipsizlik kararım var nasıl bir daha tutukluyorsunuz dediğimde gizli tanık ifadesi var diyorlar. Gizli tanığın kim olduğunu tespit ettiğimde her şey daha da komik oldu. Gizli tanık olarak geçen Erol Ekenleroğlu denilen kişinin Bakırköy adliyesinde ki silahlı gasp suçundan yargılanan Yusuf Altay’ın suç ortağı ve gıyabi tutuklu olarak arandığını (Belge 14) bu yüzden dolayı dosyada gizli tanık olamayacağını çünkü menfaat birliktelikleri olduğunu ayrıca 11. Özel Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Yusuf Altay’ın örgütünde üye olarak göründüğünü , bir çok suça karıştığından ötürü burada tutuklu yargılandığını belirtik.

Daha sonra bizim dosyamızda gizli tanık olarak geçen bu şahsın Bakırköy adliyesinde tutuklu olduğunu dosyaya koyduğu savunmasında Yusuf Altay’ın benim ismimi kullanmak, pkk’lı olduğunu söyleyerek insanları gasp ettiğini kendisinin suçsuz olduğunu belirten ifadesini alarak yargılandığımız mahkemeye sunduk.

Yeni delil var diye takipsizlik kararı iptal edilerek hakkımda dava açıldı yeni delilde bu kişinin gizli tanık beyanıydı.Kişi kendisini kurtarmak için doğruları anlatmak zorunda kalması bu olmasa bile 2 ayrı suçtan Yusuf Altay’ın suç ortağı olması bizim dosyamızda gizli tanık olamayacağının kanuni gerekçesidir.

Tüm kalbimle inanıyorum ki, bu anlatmış olduğum sebeplerden ötürü beraat edeceğim. Siz belgelerinizi yollayın dediğiniz için bunları size gönderiyorum. Belgeler elinize ulaştıktan sonra sakın bize bütün günümü bunları okumayla geçirdim diye sitemde bulunmayın. Açıklamamın sonunu çok korkunç bir trajik tespitle tamamlamak istiyorum.

Görev yaptığı tüm vilayetlerde terör saldırılarına uğradığı halde şans eseri hayatta kalan Bilecik Valisi Ayhan Bey’in sırf beni tanıyan iş adamlarına silah ruhsatı verdiği için İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu tarafından görevden alınmıştır. Verilen ruhsatların hiçbiri kanunsuz yolla verilmediği gibi ruhsatları alan kişilerinde ruhsat almaya engel hiçbir halleri yoktur.

Terör örgütünün en büyük finansörü ve uyuşturucu kaçakçısı olarak bilinen Behçet Cantürk’ün öldürüldüğünde üzerinden çıkan taşıma ruhsatındaki imzanın sahibi Abdülkadir Aksu’dur.

Lütfen araştırınız , Behçet Cantürk’ün taşıma ruhsatı Valilikçe değil bizzat Bakan onayı ile kendisi tarafından verilmiştir.

Sizi ve tüm sevdiklerinizi Yüce Allah’a emanet ediyorum.

SEDAT PEKER
Ziyaretçi Defteri
Serkan Niyazi Çağatay Gönderi no: 158117  /
Serkan Niyazi Çağatay
Reis, çok defa ulaşmaya çalıştım, bi sıkııntım var, Allah rızası için bi yardım et
Mesaj göndermek için ilgili alanları doldurunuz
Gönderinizde resminizin gözükmesi için facebook ile giriş yapınız. 
E-Mail Adresiniz
Mesajınız