Sedat Pekerden Mektup Var

Sedat Peker'den Mektup var 25.11.2008

Mensubu olmaktan onur duyduğum Saygıdeğer ÖZTÜRKLER Ailesi;

Bayramlaşmak amacıyla göndermiş olduğum kısa mektubumda belirttiğim üzere, muhabbetinize tekrardan dâhil olmak için bu satırlarımı kaleme alıyorum. Ve muhabbetinizi paylaşıyor olmaktan da büyük bir keyif aldığımı bilmenizi istiyorum. Bu vesileyle de beni muhabbetinize ortak ettiğiniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bayramlaşma amacıyla gönderdiğim mektubumda detaylıca belirttiğim gibi; size mektup yazmadığım bu uzunca zaman diliminde, hayatımda daha önce ciddi anlamda iki kez daha yapmış olduğum, genel bir öz eleştirisi yaptım. Doğrularımla mutlu olup, hatalarımdan üzüntü duyma hissine, yapmış olduğum bu içsel yolculukta (Uzun süreli) tekrar sahip oldum.

Sizinle paylaşabilecek durumda olduklarımdan mutlaka bahsedeceğim. Ancak her zaman olduğu üzere, sizlerin halen daha sınırsız sayıda gelen mektuplarınızdaki şahsımla ilgili merak ettiğiniz şeylere cevap vererek, ayrıca da son zamanlarda şahsımın isminin devamlı suretle geçirildiği olaylara da değinmek gayretinde olacağım.

Tabii ki bütün soruları veyahut ismimin içinde geçtiği tüm olayları bu mektubumda tamamlayamazsam önümüzdeki günlerde tekrar yazacağım mektuplarla tamamlamak gayretinde mutlaka olacağım.

Muhabbetimize öncelikle rahmetli Abdülhamit Turgut Hoca'yla ilgili biraz hasbıhal ederek başlamak istiyorum. Eğer okuma imkanınız olduysa, daha önceki mektubumda rahmetli Abdülhamit Turgut Hoca'dan çok bahsetmiştim.Tabii ki bundan da çok büyük keyif almıştım.

Geçtiğimiz günlerde televizyon seyrederken kumanda elimde kanalları sırasıyla geçiyordum.Hilal Tv' ye denk geldiğimde kulağıma tanıdık bir isim geldi.Bende kanalı değiştirmeyerek durdum.Eğer ki; ismini yanlış hatırlamıyorsam ''İZ BIRAKANLAR'' diye bir programda Rahmetli Abdülhamit Turgut Hoca'nın hayatını konu alan bir program yapılıyordu.Tabii ki hemen sandalyemi televizyona yaklaştırıp, size tarif edemeyeceğim bir mutlulukla izlemeye başladım.

Rahmetlinin hayatıyla ilgili bilgileri izleyicilerle paylaştıktan sonra kendisinin çok yakınlarından bir tanıdığı olan beyefendiyi de programa davet etmişler.Bu beyefendi, ''bir internet sitesinde bir yazı gördüm'' diyerek sözlerine başladı.''20 sene önce Bayrampaşa cezaevinde yaşanan şeylerle ilgili kamuoyunda bildiğimiz Sedat PEKER tarafından yazılmış'' diyerek benim sitemize yazdığım mektubun Hamit Hocay'la ilgili bölümlerini okumaya başladı.Ancak bu okuma bir iki satırla kısıtlı değildi.Neredeyse Hamit Hocay'la ilgili yazmış olduğum her şeyi okudu.(Hamit Hocay'la tanıştığımız 1989 senesinden sonra bir daha yüz yüze hiç görüşmedik.Ancak bir kaç defa mektuplaşmıştık.) Bayrampaşa cezaevinden o tarihte beni sürgüne yolladılar.Sürgüne gitmemin sebebiyse; cezaevinde bir olay yapmamdı.Cezaevi dışından gelen bir mektup sayesinde yemek ortaklarımızdan birinin eşini, para karşılığı sattığını öğrendik.Tabii ki yapılacak şey belliydi.(Hiç kimse bunu benim yapmamı istemiyordu.)Çünkü bir gün sonra tahliye olacaktım.Bu şahıs aynı günün sabahı mazgalda kafasından kırmızıya boyanmış olarak bulundu.Maalesef ölmemiş, halen daha hayattaymış.Komaya girmeden ilk kelimeside ''Sedat PEKER yaptı'' olmuş.

Bu olay, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir.Tahliye olacağı gün bir kişinin infazı yanmıştır.Devlet baba beni adamın kafasını üç dört ayrı yerinden kırmızıya boyadım diye Bolu Cezaevi'ne sürgün yolladı.Tabii ki infazımızı da yaktılar.Ayrıcada hakkımda bir dava açtılar yaralama suçundan.

Tabii ki herkes üzgün, cezaevi komutanı, cezaevi personeli, mahkumlar ancak yapacak bir şey yok.Adam komaya girmeden önce ismimi söylemiş, bütün koğuş dilekçe imzaladı;''Sedat PEKER o anda uyuyordu ben vurdum.'' diye.70-80 kişilik koğuşta altına imza atmayan hiçbir mahkum kalmadı.Ancak biraz öncede söylediğim gibi yapacak pek bir şey yoktu.

Arkadaşlarımın hepsi içten içe bana kızıyorlardı.''Bizim cezamız ağır, sen niye böyle bir şeyi yapacağım diye ısrar ettin.''diyorlardı. Bugün bile kelime kelime hatırlarım.Cevabım aynen şu olmuştu:''Aradan 10 senede geçse 20 senede geçse hiç kimse şunu diyememeli.Adamın şu tarih de cezaevinde yemek ortaklığı yaptığı kişi pezevenkmiş derlerse biz bunu duyduk mu nasıl rahat ederiz?'' dedim.''Yakışan da bu arkadaşı benim kırmızıya boyamamdır.'' diyerek ısrar etmiştim.

Bu olayı anlatmamın sebebi; Abdülhamit Turgut Hoca'yla yaşanmış bir anıya bağlamaktı. Hamit Hocalar aynı gün mahkemeye gittiler.Beni de ani bir sevkle Bolu'ya sürgüne yolluyorlardı.İnfazım yandığı için bırakın tahliye olmayı, birde dava bile açılmıştı.O dava da başlı başına ayrı bir konu.Vakit kalırsa o davadan da bahsederim.Kapı altında Hamit Hoca ve arkadaşları mahkemeden dönüyorlarken, bende sevke gitmek üzere cezaevi aracına biniyordum.Hiç unutmam.Daha doğrusu hiç unutamam.Hamit Hoca ve arkadaşları tekbir getirmeye başlamışlardı.''Sana mektup yollayacağım mutlaka.'' diye de söylemişti.Biraz öncede söylediğim gibi bir daha hiç yüz yüze görüşemedik.

Bolu cezaevine gidince, ilk bir kaç gün moralim bayağı kötü durumdaydı. Galiba bunu belli de ediyordum. Çünkü sevke gider gitmez ziyaretime gelen bir arkadaşım ve akrabam bunu hissetmişlerdi. O moral bozukluğunun içerisinde bana bir mektup geldi. Rahmetli Abdülhamit Turgut Hoca'nın mektubuydu.Mektupla beraber birde kart yollamıştı.YÜCE ALLAH biliyor ya; mektubu büyük bir keyifle okudum.Ancak o yollamış olduğu kart belki de benim hayatımı değiştirdi.O kartı baş ucuma astım.Her moralim bozulduğunda gider o karta bakardım.İnanmayacaksınız ama, o kart sayesinde bütün inancım, direncim hepsi geri geldi.

Sizlerin hayatlarında da mutlaka böyle dönüm noktaları olmuştur. (Kartın üzerinde şu yazı yazmaktaydı)

ÖLÜM BİZE NE YAKIN NE UZAK BİZE ÖLÜM ÖLÜMSÜZLÜĞÜ TATTIK NE YAPSIN BİZE ÖLÜM

Her zaman kendi kendime ''Rahmetli Abdülhamit Turgut Hoca insanlar tarafından bilinmeyen bir değer.Bütün herkesin aslında bu insanı tanıması gerekir diye düşündüm.''( Bu yüzden Hilal TV'de yayınlanan o programı yapan arkadaşlara, emeği geçenlere, özelliklede Hamit Hoca hakkındaki düşüncelerimi eksiksiz dile getiren, ismini şuan hatırlayamadığım programın konuğuna tüm kalbimle teşekkür ederim.)

Tüm onurlu, şerefli ve iyi insanların unutulmamasını, herkes tarafından tanınmasını YÜCE ALLAH'tan tüm kalbimle dileyerek, sohbetimizde başka bir yere geçmek istiyorum.

Bu konuda son söz olarak ta bir düşünürün söylediği; ''BAŞKALARININ SİZİ DAİMA HATIRLAMASI KİMSE TARAFINDAN KOVULAMAYACAĞINIZ BİR CENNETTE YAŞAMAK GİBİDİR'' sözünü de layık olan tüm dostlar için söylüyorum.

Mektubumun ilk sayfalarında infazımın yandığını, Bolu'ya sürgüne gittiğimi ve fazladan senelerce hapis yattığıma bütün herkes üzülmüştü dedim.Bunu özellikle düzeltmek isterim.Bir kişi hariç o zamanın ser başgardiyanı ''Çocukçu Cuma'' olarak hatırlanan görevli hariç. Bu mektubun ilerleyen sayfalarında yer bulabilirsem bu konuya da tekrar değinmek isterim.Öldü gitti, ama o cezaevinde ''Çocukçu Cuma'' isminde birininde okuma yazması olmadığı halde nasıl ser başgardiyanlık yaptığını sizlere anlatmak isterim.

Şimdi o cezaevini boşalttılar.Bayrampaşa tasfiye oldu, ama orada yaşananlar var.Peki o yaşananlar ne olacak?Dediğim gibi bir gün nasip olursa ''Çocukçu Cuma''nın neden üzülmediğini anlatırım...

Değerli dost; cennet mekanlı; Abdülhamit Turgut Hoca'yı bu şekilde andıktan sonra, sohbetimizin diğer bölümleriyle yavaş yavaş devam edelim.

Gelen bir çok mektupta boynumdan hiç çıkartmadığım kolyenin ne olduğunu soruyorsunuz.Öncelikle şunu söyleyeyim;hayatımda kolye takmak gibi bir adetim çocukluğumdan beri olmadı.Eğer ki; böyle bir adete sahip olsaydım da onu devamlı surette tişörtümün dahi üstüne çıkartarak ön planda taşımazdım.Kıyafetimin iç cebinde Cevşen-i Kebir, boynumda ise ''Süleyman Peygamber''in mührünün orijinal bir kopyasını taşırım.Bu mührün bana pozitif enerji verdiğine, huzur verdiğine inanmaktayım.Bu yüzden dolayı kıyafetlerimin (eşofman tarzı) üzerinde hep ön plandadır.

Bu kolye konusu o kadar çok arkadaşımızın dikkatini çekmiş ki; inanın buna ben bile hayret ettim.Ama biraz öncede belirttiğim gibi, benim için büyük değeri var. Ayrıca da arkadaş sohbetlerinde de ''Mühür Kimdeyse Süleyman Odur.''sözü geçtiğinde ''Mühür bende kardeşim.'' deyip konunun içine dahil olma şansını da bana vermektedir.

Kolye konusunu tamamladıktan sonra yine bir çok arkadaşımızın sorduğu dövme konusuna değinmek istiyorum.

Bir kaç arkadaşımız benim inançlı bir kişi olduğum konusunda şüpheleri olmadığını, ancak dövme yaptırmanın günah olduğunu bile bile niye yaptırdığımı sormuşlar.

İlmine inandığım ve güvendiğim kişilere ve de devletin resmi fetva organına sordurttum.Mekruh olduğunu öğrendim.Yani sigara içmek gibi bir şey direk haram olmadığı içinde dövmeyi yaptırdım.Yaptırdığım içinde gayet mutlu ve keyifliyim.

Yine mektuplarınızda sıkça değindiğiniz bir başka konu forum bölümünün ''neden kapatıldığıdır?'' sorusudur. Ayrıca da tekrardan ne zaman açılacağı sorusunu sıklıkla dile getirmişsiniz.

Daha önceki mektuplarımda, bu internet sitesinin açılış amacını detaylıca anlatmıştım.Tek cümleyle özetlemek istersem, insanlarımızın buluşup tanışabileceği bir atmosfer meydana getirmek isteğimdir.Ancak takip edebildiğim kadarıyla bırakın birbirimizle tanışmayı, neredeyse birbirlerini hiç tanımayan insanların düşman olmalarına sebep oluyorduk.Bir kaç tane olay üst üste gelince, yapılacak en doğru şeyin, forum bölümünü kapatmak olacağına karar verdim.

Birincisi; bir arkadaşımız aslında arap kökenli olduğunu ancak, kendini Türk olarak hissettiğini yazıyor.Başka bir arkadaşımız ise bu arkadaşımıza cevap veriyor.''Aşağılık ve düşük bir ırka mensupsun.''

Bu olayı ilk öğrendiğimde canım çok yanmıştı.Böyle bir cevabı bir insan hangi piskolijiyle verebilir? diye çok düşündüm.Ancak cevabı bulabildiğimi söylersem yalan söylemiş olurum.İngilizlerden altın alan Emir Hüseyin ve çocuklarını unutmayacağız.''Maddi menfaatler için bizi arkadan vuranları, inandığı değerleri para için satanları, Unutmayacağız!.. Unutturmayacağız!..'' diye benim bir sözüm var. Ancak halklar bizim kardeşimiz.Halklar bizim düşmanımız olamaz.Hele aynı dine inandığımız Araplar hiç olamaz.Ancak; şuan onları yöneten ve yanlış yönlendiren liderlerine, krallarına yine düşmanız.Osmanlı'ya ihanet eden Hüseyin Şerif'i unutmadığımız gibi, şu anda bize düşmanlık eden Arap liderlerinin de unutmayacağız!..Ama halklara değil, halklar bizim kardeşimizdir. Daha sonra forum bölümünde beni en çok rahatsız eden olaylardan biride, merhum Alparslan Türkeş'in hakkında saygı sınırlarını aşan ve de onun kurduğu bir parti hakkında söylenen yakışıksız sözlerdi.Biz sitemize üye olan herkese, düşüncelerini özgürce söyleyebilme hakkını verdik.Ancak bu böyle olmaz!.. Daha doğrusu olamaz!..Sitemize üye olan veya ziyaret eden dostlarımızın bir çoğunluğu, o rahmetli lidere ve de o partiye gönül vermiş kişilerdir.Üniversitelere başörtüsüyle girme konusunda hükümeti destekledikleri için, özellikle bizim sitemizin forum bölümünde açık hedef haline getirilmiş ve yakışıksızca eleştirilmişlerdir.

Benim annem başörtülü, birinci derecede devlet memurluğundan emekli olan büyük ablam ise, türbanlı, küçük ablam normal başı açık bir bayan.Türbanla ilgili bir ton sözler yazıldı forum bölümüne. (eleştirisel yönde)

Bende bu konuda düşüncelerimi söylemek isterim. Tüm dünyada başörtüsüyle üniversiteye girilemeyen tek ülkenin, Türkiye olması beni gerçekten çok şaşırtıyor.Dünya'nın tamamında serbest, bizde ise yasak...

Tabii ki, türbana karşı olan sitemizin ziyaretçilerinin fikirleri mutlaka olacaktır.Ancak bunlar hiç bir zaman kavga etme sebebi , hakaret etme sebebi değil.Daha çok araştırma ve daha çok tartışma sebebi olmalıdır.Galiba biz bunu başaramadık.Konu her ne olursa olsun hakaret etmeyi tercih ettik.

Mesela; benim büyük ablam, devlet memurluğu hayatı boyunca başını açık bıraktı.Ancak emekli olduktan sonra türbanını taktı.Ve her zaman söylendiği gibi, ''Bunların beyinlerinin arkalarında başka bir plan var'' olayını ablamda hiç göremedim.(Galiba ben bir bakar körüm!..)

Tabii ki bu şekilde çok küçük bir marjinal kesim vardır.Ancak o marjinal kesim için onbinlerce insanın tahsilini engellemek bence gerçekten çok acımasız.

İnsanların beyninde (bir kısmında) şöyle bir soru var.''Bunların beyinlerinin altında başka hesaplar var'' Hükümetin bence görevi bu insanların da endişesini aşmak olmalı.

Halkın tamamını ikna etmenin sorumluluğu, Anayasa Mahkemesini ikna etmenin sorumluluğu, hükümetin görevidir.

Hükümet türbanı keşke tek madde olarak Anayasa Mahkemesine yollamasaydı.İkinci madde olarak ta Alevilerin Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edileceğini ve imam hatip liselerinin belli bir bölümünde de Alevi imamları yetiştirileceğini, tabii ki bunlara da imamların maaşları ödendiği gibi, maaş ödeneceği belirtilseydi.

Ayrıca bu ülkede sadece Aleviler ve Sünniler yaşamıyor ki; gayrimüslim vatandaşlarımızda var.Onları mutlu edebilmek adına da Heybeli Ada Ruhban okulunun açılışına izin verseydik.(Öyle ya biz dünyanın her yerinde okullar,camiiler açıyoruz, bize hiç karışan olmuyor)

Hatta ve hatta daha ileriye gidip, Fener Rum Patriğini ekümenlik olarak tanıyarak, diğer gayrimüslim vatandaşlarımızı daha çok mutlu etseydik.

İnanın; bu ekumenlik konusunu çok inceledim.Bize yapacağı tek etki, bol bol turist gelmesi.Onlar için yapacağı etki ise, dini liderlerinin bir kaymakama bağlı olmaktan kurtarılacağıdır.(Manevi yükseklik kazanması.)

Bu konularda çok eleştiriler, yazılar yazanlar oldu.Bir çoğu beni tanımaz, ama ben saygımdan gıyaplarında yine ''ağabey'' diye hitap ederim.Belki hasbel kader bu yazımı okuma imkanını bulurlarsa ''Bu arkadaş ne dediğinin farkında bile değil'' diyeceklerdir.

Söyleyebileceğim sadece şudur;''Söylediğim her kelimenin farkındayım ve her biri çok uzun incelemeler neticesinde elde edilmiştir''. Eğer ki, hükümet türban konusuyla beraber bu diğer maddeleri de aynı anda çıkarmış olsaydı zannediyorum ki, Anayasa Mahkemesi türban kararını iptal etmezdi.Çünkü; bu dört yenilikte birbirini dengelemektedir.İçlerinde laiklik korkusu yaşayan vatandaşlarımızda, böylelikle bu korkudan sıyrılmış olacaklardı.Çünkü; tüm inançlara,tüm mezheplere özgürlük gelecekti.

Avrupa birliğine girme konusunda ise sonrası daha kolay olurdu.'' Bak kardeşim; biz hükümet olarak, devlet olarak, birliğin içine bizi almanız için öne sürdüğünüz bu özgürlükçü koşulları, siz hatırlatmadan, biz çıkardık. Sizde direk olarak görüştüğümüz müzakerelerin maddelerinin sayısını biraz yukarıya doğru çekin.Avrupa Birliği'ne gireceğimiz tarihi yaklaştıracak hamleleri yapın'' diyebilme imkanımız olabilirdi.

Ancak, maalesef bugüne kadar, bize her maddeyi zorla kabul ettirdiler.Kimilerini gülerek, kimilerini feryat ederek kabul ettik.

İnançlara özgürlükler adına yapılacak açılımlar bu 4 konuyu kapsasaydı zannediyorum başörtülü kardeşlerimizde şuan üniversitelerde eğitimlerini alıyor olacaklardı.

İnanç özgürlükleri sadece bizim türbanlıların hakkı dersek, gayrimüslimlere ve ülkenin ciddi bir nüfusunu oluşturan Alevilere bence haksızlık yapmış oluruz.Bu yüzden tüm halkı kucaklayıp, dini özgürlükler paketi hazırlayıp, Anayasa Mahkemesine göndermeliyiz.Bence o zaman korkular yok olur.(Başörtü konusunda ve diğerlerinde)

Dünyayı 12 milyon Yahudi'nin yönlendirdiğini söylemek herhalde hayal perestlik olmazdı. Bunun 6 milyonu İsrail'de, 6 milyonu da tüm dünya coğrafyasına dağılmış durumdadır.Rakamları bir kaç milyon aşağı yukarı oynayabilir.Ancak tüm dünyadaki Yahudi nüfusu bu kadardır.

Apo'nun ülkeye getirilmesinde en büyük pay onlarındır. Daha sonra ki pay ise CIA'indir.Biz ne yaptık? diye sorarsanız;sadece bayıltılarak teslim edilmiş bir adamı uçağa koyup Türkiyeye getirdik.Hatırlarsanız o tarihlerde, bütün PKK sempatizanı kürtçüler, İsrail Büyük Elçilikleri'ne saldırıyorlardı.Tabii ki İsrail'i takdir ettim hem de çok taktir ettim. O tarihten önce de takdir ettiğim veya kızdığım olaylar oluyordu. Ancak Apo'nun getirilmesi olayında çok takdir ettim. Apo'nun yargılanması tamamlandıktan sonra Kuzey Irak'ta karışıklıklar ve o karışıklıkların Türkiye'ye sıçramasında aklı olan herkes gibi Mosat'ın izlerini gördüm. İşte o zaman İsrail'den nefret ettim, hem de çok nefret ettim.Her şeyi yapmayı düşünebileceğim bir düşman olarak gördüm.

Son zamanlarda Genel Kurmayımıza verilen ihbarı bilgiler ve o bölgeyi kontrol altında tutabilmemiz için bize uygun şartlarda pilotsuz uçak verdikleri için (casus uçak) haliyle yine taktir ettim.En azından takdirim, düşmanlığımı dengelemeye çalıştı.Zaten; aynı günlere müteakipte PKK'yı yönetenlerin beyanatları hep İsrail'in üzerine oldu.Ben Yahudileri gerçekten çok zeki insanlar olarak görüyorum.Bir dönem içinde oldukları hatanın tekrarını yapacaklarına inanmıyorum.En azından bizim topraklarımızda gözü olan bazı ayrılıkçılara tekrardan yardım edip onların safında, bize düşmanlık yapacaklarına inanmak istemiyorum.Böyle bir aptalca stratejinin yaşamış olduğumuz Orta Doğu Coğrafyasında onların başına neler gelebileceğini tahmin edebilmek hiç de zor olmayacaktır.

Benim Yahudi olan bir çok arkadaşım ve dostum oldu ve halen daha dostluklarım devam ediyor.Yüce Allah'ta biliyor ya hiç birinden de kötülük görmedim.Onları merak etmeme sebep olan şey ,10 milyonluk nüfusla tüm dünyanın kaderini nasıl etkiliyorlar.

Dünyada 15 sene öncesine kadar iki blok vardı.Varşova ve NATO Paktı.Varşova Paktında, Rusya ve bir takım devletler; Nato Paktında, Amerika başta olmak üzere çevresinde bazı devletler.(Bizde dahil olmak üzere.)

Varşova Paktında ki devletler; Kominizm'e inanıyor ve savunuyorlardı. Herkesin bileceği üzere Kominizmin fikir babası Karl Marx'dır.(Aslen Alman Yahudisidir.)

Nato Paktında ki ülkeler ise, ''Açık pazar ekonomisi'' diye adlandırılan kapitalizmi savunuyorlar. Amerika'yı oluşturan ilk kurucu heyete baktığımızda çok büyük ağırlığı Mason lobileri oluşturmakta.Ve halen daha Amerikan yönetiminin üzerindeki etkilerini zannediyorum ki; hepimiz bilmekteyiz.

Yakın bir tarihte Kominizim çöktü ,Varşova Paktı dağıldı.Dünya'da yeni bir denge kurulması için neredeyse sıfırın altında olan Çin desteklenerek dünya devi haline getiriliyor.Gazetelerde devamlı görüyoruz. ''Çin büyüyor,Çin şöyle oluyor,Çin böyle oluyor'' diye.Sonradan öğreniyoruz ki; (merak edip araştıranlar) orda ki dönen tüm paranın yarısından çoğu da Yahudiler'e ait.

Samimiyetime lütfen inanın!.. Bende düşmanlık hissi değil, saygı ve taktir hissi uyandırıyor.12 milyon insan, 7 milyarlık dünyaya yön veriyor.Ne yapılabilir?At gözlüğü takmayan herkesin yapacağı şey bence; ''Taktir etmektir.''

Sizlerinde çok iyi bildiği üzere tarihte Yahudiler; tüm iç ve dış borcumuzu ödeyip kasamıza da para bırakacak bir anlaşmayı Abdülhamit Han'a götürüyorlar.Bilindiği üzere; Abdülhamit kabul etmiyor ve tarih de ki o meşhur sözünü söylüyor.''Ecdadımın kanıyla aldığı yeri, ben parayla nasıl verebilirim?..'' Yahudilerin o zaman bizden istedikleri iç işlerinde özgür, dış işlerinde bize bağlı minicik bir topluluk kurmaktı.(Bu konuları zaten daha önce uzunca yazmıştım.Amacım bir hatırlatma yapıp oradan da başka bir yere geçmek.)

İngilizlerin desteğiyle bağımsızlıklarını kazanan Arapları yöneten kralları, Yahudilere istedikleri arsaları satıyorlar. O günden sonrada bizi de çok üzen o kanlı olaylar yaşanıyor.

AMA TARİH HER ZAMANKİ GİBİ TEKERRÜR ETMİŞ,''RÜZGAR EKENLERİN, FIRTINA BİÇECEKLERİNİ'' KANITLAMIŞTIR.

Hicaz emiri Hüseyin Şerif, İngilizlerle beraber padişahın, tüm dünyadaki Müslümanları savaşa çağırmak için açtığı hilafet sancağına karşı savaşmışlardı.Ancak görünen o ki; bu yaptıklarının vebalini daha çok uzun süreler ödeyecekler.

İsrail'in nüfusunun 2 - 2.5 milyon olduğu dönemde; Mısır,Suriye,Ürdün ve başkaca bir kaç Arap Devleti, İsrail'i haritadan silmek için saldırıyorlardı.İsmini saydığım bu ülkelerin nüfuslarının toplamı o zaman bile 100 milyonun üzerindeydi. (İnanın şaka yapmıyorum)

Tüm savaşları çok enteresandır, İsrail kazanıyor.Bende çocukken bize öğretildiği gibi, Amerika ve Avrupa'nın yardımıyla İsrail'in kazandığını zannediyordum.Ancak okuma merakım beni, bu konularda da araştırmaya itti.Hele adını tam hatırlayamadığım; ''5 gün mü, 7 gün mü nedir?'' böyle bir savaşları var.İsrail askerleri Suriye'nin, Ürdün'ün, Mısır'ın içine girmiş, neredeyse başkentlerine kadar yanaşmış, bunun üzerine Avrupa ve Amerika her seferinde devreye girmiş, İsrail'i kendi topraklarına geri döndürmek için. (Bu anlattıklarım şaka değil inanmıyorsanız lütfen araştırın)

İşte bizlerin, televizyonda her gece seyrettiğimiz sorunlu bölgeler, sınırlar o tarihte oluşuyor.İsrail, o tarihte kendisine Arap ülkelerinin tekrar savaş açma ihtimaline karşı bir güvenlik şeridi oluşturuyor.Daha sonrada tabiri caizse, bu toprakları yerleşime açarak, kendi ülkesinin sınırlarına katmak istiyor.Sonra başlayan infaada dönemi, o toprakları geri almak amacıyla, o gün bu gündür devam ediyor.

Şu soruyu kendi kendime devamlı sordum.''Nasıl oluyor da, o zaman ki nüfusu 2.5 milyon olan ülke, petrol zengini olan yüzlerce milyon Arap'ı yeniyor?''. (Hem de kaç kez)

İsrail'in içinde yaşayanlar bunları yaparken; tüm dünyaya yayılmış beş altı milyon Yahudi de nasıl oluyor da dünyanın ekonomisini belirliyor?..Bir taraftan Karl Marx'ı içinden çıkarırken, diğer taraftan Einstein’ı çıkartıyor.

Diğer taraftan da dünyaya yön veren sayısız insanı da tarih sahnesine çıkartıyor.

''Acaba tüm bunları başarabilen insanlar inandıkları, dini kitap da da yazdığı gibi, diğer insanlardan üstün insanlar mı?''Bu soru insanın aklını gerçekten kurcalıyor.

Ancak ben çok Yahudi dostlarla tanıştım.Bir çoğu da önemli simalardı.Hiç birinde çok üstün nitelikler, nicelikler göremedim.Tabii ki; bu durum beni daha çok hırslandırdı.Daha çok okudum inceledim. Yahudiliği kabul etmiş, Hazar Türkler inden tutunda tarihlerine kadar merak edip inceledim.

''Nasıl oluyor da dünyanın en zeki insanı olarak bilinen Einstein Yahudilik dahil hiç bir dine inanmazken kendini Yahudi olarak tanımlamaktan inanılmaz haz ve mutluluk duyuyor ?''

Yapmış olduğum araştırmalardan, çıkardığım sonuç şu oldu. (Kendimi bu kadar yorup zaman ayırmama hiç gerek yokmuş) Bakan göz, çok rahat görebilirmiş.Kendim, bu toplumun başarıları için çok basit ama çok basit bir cevap buldum.Acaba siz bu cevabım hakkında ne düşüneceksiniz?..

Dünyada Türkler dahil bütün milletler, Ata erkil topluluklardır (Yani erkek egemen.) Bunu sosyal yaşantımızda da çok rahatlıkla görebiliriz.Mesela; bizde baba Türk olup, anne yabancı olunca,çocuk Türk kabul edilir.Bu Ruslarda da, Çinlilerde de, kısacası her yerde böyledir.

Dünya genelinde bir tek Yahudilerde farklıdır.Eğer ki; anne Yahudi olursa babanın ne olduğu, kim olduğu hiç bir önem taşımaz.Çocuk Yahudi olarak kabul edilir.

Bu anlattığım gerçeklik hem İsrail kanunlarında, hem de sosyal yaşamında böyledir.Bu konuyu size çok fazla örneklerle açıklamak isterim.Ancak buna ne vaktimiz, nede yazacağımız satırlar yeterli gelir.

Ancak bir örnek var ki; onu da mutlaka vermek istiyorum.Yahudilik dininde, İbrahim Peygamberden başlayan Peygamberlik silsilesinde, Hz. Davut'ta kabul edilen peygamberlerden biridir.Ancak Hz. Davut'un oğlu Süleyman Yahudi inanışına göre; Peygamber değil, kral olarak kabul edilir.

Başarılarıyla övündükleri Süleyman'ı Peygamber kabul etmemeleri tabii ki; ilgimi çekti, bir sebep aradım.Fakat hiç bir sebep bulamadım ,ancak daha sonra dikkatimi çeken bir şey oldu.Yahudi Peygamberlerin içinde, Yahudi olmayan kadınlarla, Süleyman Peygamber’den başka evlenen olmamıştı.Bir tek Süleyman Peygamber farklı milletlerden kadınlarla evlendi.

Umarım vermiş olduğum bu örnek, Yahudi kadınlarının gücünü göstermeye fazlasıyla yetecektir.Yahudi olmayan kadınları da ''haremine aldı'' diye Yahudi kadınlarının etkisiyle, Yahudi inancında Peygamberliğini kaybetmiştir. (Ancak biz peygamber olarak kabul ediyoruz)

Benim gözlemim işte budur.Bir toplumda annenin ve kadının önemidir.Ve sonuçta ortadadır. Çocuğu anne yetiştirir ve o çocuklarda bu dünyada kendilerine bir yer bulurlar.Bir düşünürün şöyle güzel bir sözü vardır: ''HAYAT SİZE ANCAK ONDAN İSTEMEYE CESARET ETTİĞİNİZ ŞEYLERİ VERECEKTİR''

Yahudi anneleri doğan çocuklarına kutsal kitaplarında ki şeyleri istemeyi öğretiyorlar.Yani özel üstün olduklarını gibi şeyleri... İşte bu yüzden onların başarılarını takdir ediyorum, hem de çok takdir ediyorum.

Bizler binlerce senedir kadınlarımızı, hiçleştirirken, köleleştirirken Yahudi toplumunu kadınlar yönetiyor, daha doğrusu çocuklarını yetiştirirken o yaşta onlara yön veriyor.

Bence köklü değişimler geçirmeliyiz. Başı açık mı? Başı kapalı mı? Ondan ziyade çocuklarımızı yetiştiren annelerin bilgileri ile ilgilenmeliyiz.Başı kapalı olduğu için üniversiteye gidemeyen bir anne acaba çocuğuna ne kadar katkı sağlayabilir?. Veya başı açık olmasının haricinde hiçbir özelliği bilgi birikimi olmayan anne çocuklarını nasıl yetiştirebilir?.

Bizler tarafından çocuklarımızın yanında değersizleştirdiğimiz annelerin öğretilerine, çocuklarımız ne kadar önem verir ve ne kadar hayat hedefi olarak belirleyip takip eder.

Bence çok köklü ve hızlı değişim geçirmek zorundayız. Yine bir düşünür değişimle ilgili şöyle güzel bir şey söylüyor;

“BAKIN EĞER DEĞİŞİMDEN KORKARSANIZ O DEĞİŞİMİN ALTINDA EZİLİRSİNİZ SAVUNMADA KALARAK BİR ADIM İLERİYE DOĞRU HAMLE YAPMAYARAK ÖNÜNÜZE ÇIKAN FIRSATLARDAN ASLA YARARLANAMAZSINIZ''

Eğer; kendi inanç mezhebimize göre türbanla eğitim hakkı istiyorsak alevi mezhebinden olan vatandaşlarımızın da çektikleri bunca sıkıntılarından sonra haklarını unutmamalıyız Cemevlerinin ibadethane sayılması ve alevi din hocalarının (Dede) yetiştirilerek, maaşlarının devlet tarafından ödenmesini kanunlaştırmalıyız. Ruhban okulunu açarak, hem ülkemizdeki Hıristiyanların ve hem tüm dünyadaki 1.5 milyar Hristiyan'ın sempatisini kazanmalıyız.

Ekümenlik konusunda gelişme göstererek, hem ülkemizin turizm gelirini arttırıp, hem de Avrupa devletlerinin bize karşı kullandıkları kozu ellerinden almalıyız. Ancak bu değişiklikleri onlar bize dayattığı zaman değil, kendimiz istediğimiz için, devletimizin tüm vatandaşlarına eşit mesafede olduğunu göstermek için yapmalıyız.

Avrupa Birliğine bu ve buna benzer stratejik hamlelerle girmeyi başarmış bir Türkiye, Orta Asya 'da ki diğer Türk Devletlerini de gaz ve petrol boru hattı yoluyla coğrafya yönünden olmasa da ticari yönden Avrupa Birliğinin içine sokmuş olacağız. Avrupa’ya gelen tüm doğalgazın, Türkiye üzerinden taşınması, Türkiye'yi 70 milyonluk nüfusuyla gelecek yüzyıllarda Avrupa’nın vazgeçilmez lideri yapacaktır.

Diğer Türk Devletleriyle kuracak olduğumuz kültürel, ekonomik, sosyal işbirlikleri sayesinde dünyaya açılan yeni bir gücün hikayesi başlayacaktır.

Türk Birliğinin çok uzun yüzyıllardır Yüce Tanrı tarafından oluşmasına izin verilmediğini söyleyeceklere karşı tek sözümüz ise ; “TANRININ BİR ŞEYİ ERTELEMESİ ONU BİR DAHA GERÇEKLEŞTİRMEYECEĞİ ANLAMINA GELMEZ.” olacaktır.

Ancak kıymetli arkadaşlarım; ''Türkçülük'' konusunda çok ciddi yanlış anlamalar ve sorunlar yaşıyoruz. Kendi inandığım ''Türkçülüğü'' daha önce birçok kereler söylemiştim . Bu dünya var olduğu sürece Türklüğe yurtluk etmiş olan hiçbir toprak parçasının düşman eline geçmemesi, ayrıca da Türkler'in yaşadığı yurtlarında hiçbir zaman ikinci sınıf insan durumuna düşmemesidir.(Maalesef bu birkaç kez yaşandı tarihte)

Ancak başka düşüncedeki arkadaşlarda kendilerini ''Türkçü'' olarak isimlendiriyor ve işte o zaman benim için çok ciddi bir sorun başlıyor. Çünkü; şahsımızın da o şekilde görüldüğü inancı ruhuma sonsuz acı vermektedir.

Mesela; bazı ırkların düşük ırklar olduğunu söyleyerek kabul etmek gibi ( Zenciler, Çingeneler v.b.)

Kendimi bildiğimden beri Amerikan filmlerinde zencilere kölelik yaptıranlara saatlerce küfür eden bir insan olarak dışarıdan ''Acaba bizim Türkçülük anlayışımızı da bu şekildemi görüyorlar?'' düşüncesi gerçekten çok acı verici olmaktadır. Veyahut ''Türkçü'' olduğunu ayrıca da, ''Faşist'' olduğunu söyleyen arkadaşlar varmış. Benim bu konuda söyleyeceğim tek şey şudur. Hemingway'in ''çanlar kimin için çalıyor?'' adlı eserinde köprüyü uçurmak üzere görevli olan partizanın babası öldürülmüş, saçları tıraş edilmiş, kızla yaşadıkları aşk mutlu sonla bitsin diye kitabı okurken dua bile ettim.

Frankonun askerlerine karşı hiçbir yakınlık hissetmedim, hatta nefret ettim. Şu an ismini tam olarak hatırlayamadığım köprüyü uçurmakla görevli partizan kitabın sonunda öldürülünce, kitabın sonunu değiştirebilmeyi ne kadar çok istedim.Bu duygulara sahip olmamın, beni Komünist yapmayacağı ortadadır, ancak bu hisler Faşist olmayacağımın da garantisidir.

Bir canlıyı derisinin renginden dolayı aşağı görmek, her şeyden önce akılla bağdaşmaz.Oysaki her zaman söylediğimiz şey, ''Türkçülük hareketinin felsefesi akılcılık olmalıdır.''

Dünyada Çin diye yeni büyüyen bir pazar var. Hindistan da hızlı büyüdüğü için büyük ve yeni bir pazar. Avrupa ile Amerika ,Afrika' yı gelecekte sömüremeyecek.Çünkü; Afrikalıların artık mallarını satabilecekleri başta Çin olmak üzere, Hindistan’ıda dahil edersek iki tane daha yeni pazarları var.

Avrupa Birliğinin içindeki Türkiye, ayrıca diğer Türk Devletleriyle sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda işbirliği içinde olan, dış ilişkilerinde ise beraber hareket etme, bağlayıcı kararını almış Türk Devletleri, dünyaya yeni bir renk ve ahenk verecektir. Yine çok sevdiğim bir düşünürün sözüyle bu bölümü şimdilik sonlandırmak istiyorum. “UMUTLA YOLCULUK ETMEK GİDİLECEK YERE VARMAKTAN ÇOK DAHA ZEVKLİDİR”

Bundan takriben 20 sene önce sabit olarak kullanmış olduğumuz bir büromuz vardı. Bu büro günün her saati çok kalabalık olurdu, ancak ticaretten daha çok ''Türkçülük'' üzerine konuşmalar ve sohbetler yapılırdı. O tarihte yaşım henüz 18 olmasına rağmen, hem o büronun sahibi , hem de fikirleriyle saygı gören simasıydım. Gelenimiz ,gidenimiz biraz önce söylediğim gibi her zaman çok boldu. Argoda ''şerbetli hafif tatlı'' diye nitelendirdiğimiz bazı insanlar da vardı. Bu insanlar asla deli olmamakla beraber ancak bir deli derecesinde, açık yüreklilikle konuşacak kimselerdi. ÖZCAN daha çok sokak kültüründe yetişmiş, Adanalı yaşça da tam benim iki katım civarındaydı.Kalabalıkta ÖZCAN’ a dönerek sordum, ''Özcan; Sen bu Türkçülük konusundan ne anladın? bir anlat bakalım...'' Kendisi Adana şivesiyle konuşurdu.'' Valla ağam'' dedi. ''Bir tane kaleşnikof alıp, bolca da yedek şarjör alıp herkesi öldürmek lazım'' dedi. Saymaya başladı ''Ruslar, Çinliler Yunanlar''. O zamanki yaşımda şunu düşünebilmiştim. Düşman olarak gördüklerimizi şiddetle imha etmenin haricinde hiçbir çözüm üretmiyoruz. Ayakları yere basan şu an ki dünya konjonktürüne uyan hiçbir bilimsel projeye sahip değiliz. Aradan 20 sene geçmiş yıl 2008, gene birçok arkadaşımız internetinin başında, parmaklarının ucuyla tuşlara basıp bütün herkesi öldürmek gerektiğini söylüyoruz. Korkarım ki, bu 20 sene sonrada aynı olacak hiç değişmeyecek.

Çok küçük marjinal bir gurup olarak anılacağız. Ülkemizde yaşanan gelişmelere göre şehit cenazeleri gibi durumlarda o an için, halkın bir bölümünün sempatisini kazanacağız, ancak ülke yönetmeye talip olunabilecek hiçbir proje üretmeyeceğiz bu projeleri üretebilecek olan arkadaşlarımızda kendini rüzgara öyle bir kaptırmış ki, onlarda herkese küfrediyor saldırıyor.(Yani onlar bizim okumuşlarımız) Amerika ile İsrail, Kuzey Irak’a operasyona izin vermiyor, bilgi paylaşımında bulunmuyor, haliyle hepimiz bu iki ülkeye düşman oluyoruz, küfür ediyoruz. İnsanlarında bu iki ülkeye düşman olmaları için uğraş sarfediyoruz.

Ancak dengeler değişiyor . Yüce Yaratıcının yardımıyla topraklarımızın sahip olduğu coğrafi özelliklerinden dolayı veya kendi ülkelerinde yaşanan kargaşalarından dolayı strateji değiştirmek zorunda kalıyorlar.

Biz bu fırsatı değerlendirip, yeni tezler sunup, bu tezlerle hükümeti sıkıştırıp hükümetin bu tezlerin etkisinde kalarak Amerika ile ,İsrail ile yeni dengeler oluşturmak için mücadele edeceğimize, yine küfür ediyoruz, yine küfür ediyoruz . Yani küfür etmenin ötesinde üretebildiğimiz maalesef hiçbir şey yok.

''Türkçüyüz ve bundan onur duyuyoruz'' bundan dolayı da ''Türklüğü ve Türkleri seviyoruz''. Ancak biran için söyle düşünelim; bir yola çıkacaksın, 15 gün evine gelemeyeceksin, iki tane komşun var, bir tanesi ermeni bir aile bir diğeri de, Türk aile. Ermeni olan arkadaşın, herkesçe takdir edilen bazı huyları var, kimsenin namusuna yan gözle bakmaz, dedikodu yapmaz ve bunun gibi birçok iyi özelliği var. Diğer Türk olan komşun ise, maalesef çevrede iyi bir itibara sahip değil, başkalarının ırzına, namusuna göz dikebilecek,, dedikodu yapabilecek bir insan.

Siz yurt dışındayken hikaye bu ya, evde eşinizin başına bir sıkıntı geliyor ve size bir telefon açıyor. Siz o panikle eşinizi Ermeni olan komşunuza mı, Türk olan komşunuzdan mı yardım istemesini söylersiniz?. Herhalde aklı başında herkesin vereceği ortak cevap bellidir. Ermeni olan komşunuzdan yardım istemesini söylersiniz veyahut siz arayıp yardım istersiniz.

Gazetelerde okumuş olduğumuz insanın kanını donduracak korkunç iğrençlikleri yapanlar, Türk değimli 16 yaşındaki Sedat’a sorsaydınız, size vereceği cevap şu olurdu kesin; ''Türk değildir kardeşim. Bizim içimize karışmış devşirme ırklardandır. Hiçbir Türk böyle bir şey yapmaz'' derdim. Ancak maalesef öyle olmuyormuş. Biraz geçte olsa, maalesef ki öğrendim.

Asıl olan insandır!.. insanlar çeşitli ırklara, çeşitli dinlere, mezheplere ve bunun gibi birçok sınıfa bölünürler.

Finalde önemli olan iyi insan olabilmektir!..

Bizim Türkçülük anlayışımız bence şöyle olmalıdır. Yol arkadaşlığı için tercih yapacaksak, Türk olanı seçmeliyiz. (ANCAK İYİ OLANINI) Biraz önce ki satırlarda anlattığım gibi, sırf Türk diye güvenilmez adamla yola çıkarsak bu kişinin, yolda bize yapabileceği tek iyilik sırtımızdan hançerlemek olacaktır.

Ortada yaşadığımız bir dünya var, bu dünyada iyi şeyler yapabilmek için söz sahibi olmalıyız. Söz sahibi olabilmek içinde, sizlerinde taktir edeceği gibi ihtiyacımız olan tek şey güçtür.Güce ulaşmak istiyorsan takımın içinde yer almalısın, takım oyunu kurabilmelisin.

Bu dünyada yaşayan tüm Türkleri takım oyununa dahil edecek zeki, akıllı, dürüst, onurlu ve bunun gibi bir çok iyi özelliğe sahip olan insanlara ihtiyaç var.Bence yapılacak en doğru şey hem kendimizi, hem de çocuklarımızı bu takım oyunu için yetiştirmektir.Burada da en büyük görev annelere düşmektedir.

Yeni dünya ya uyumlu asla faşist ve ırkçı olmayan ,yeni Türkçü arkadaşlar yetişirken, bence Türkçülüğü en önce, başta ben olmak üzere bizim gibilerden kurtarmalıdırlar.

Yeni vizyonlar, yeni hedefler, yeni başarılar bu milleti takım ruhuna hazırlamakla mutlaka kazanılacaktır.

Saygıdeğer ÖZTÜRKLER Ailesi; Aslında bu mektubumdaki amacım; hem Ergenekon’a değinmek, hem de Adil Serdar Saçan’a çok sık anılan ismimle ilgili bir şeyler anlatmaktı.Ancak onları bundan bir sonraki mektubuma yetiştirme gayretinde olacağım.Tüm kalbimle istiyorum ki; arada fazla zaman olmadan o mektubu da sizlere gönderebileyim.

Mektuplarınıza tek tek cevap veremediğim için, lütfen hakkınızı tekrardan helal edin!..Ancak mektupların hepsinin elime ulaştığını ve hepsini de büyük bir memnuniyetle okuduğumu bilmenizi isterim.

Kaldığım 8-10 metre karelik odanın birkaç yerinde şu söz yazmaktadır.

HAKKIN TOPRAĞINDA MÜLKÜM VAR DEME DAM İLE HARMANDA HAKKIM VAR DEME GÜÇLÜ KUVVETLİYİM MEVKİM VAR DEME ADAMI SIRT ÜSTÜ YERE VURAN VAR KARA KARINCAYI GECE GÖREN VAR

Kafamı hangi tarafa çevirirsem genelde bu sözle karşılaşırım. Adil Serdar Saçan’ın tutuklandığını duyunca ilk önce bu yazıya tekrar baktım ve birkaç kez peş peşe okudum.Hatırlarsanız; Adil Serdar Saçan cezaevine girmeden, Uğur Dündar’ın programına katılmıştı. Benim ismimde bu programda farklı farklı konularda bir çok kez geçmişti. Gerçi; bu konulara diğer mektubumda değineceğim.Ancak birkaç satırla da olsa söylemek istediğim şeyler var...

Programı seyredenler hatırlarlar.Adil Serdar Saçan şöyle bir şey demişti;’’En son serbest bırakıldığında ben zaten almak istememiştim alın diye istihbarat başkanı baskı yapmıştı, ondan almıştım.’’Hatırlarsanız 2002 seçimlerinin hemen öncesinde başlamıştı bu olay niye alındığımı şubede ki polisler bile bilmiyordu.Yanıma bir adam getirmişlerdi.Kendisi ile ilkokuldan beri arkadaşmışız, benim karanlık işlerimi yapıyormuş, vicdan azabı duyduğu içinde samimi itirafta bulunmak istemiş ve beni bu şahısla mahkemeye göndermişlerdi.Savcı hiç bir şey söylemeden tutuklama hakimine yolladı.Tutuklama hakimi bana ''Ne diyorsun?'' diye sorunca; ‘’Valla Hakim bey; söylenecek bir şey yok, tutuklanmam için birileri tarafından paket program hazırlanmış, buradan da cezaevine gidilecek herhalde.’’ dedim.

Hâkim bey; gerçekten bir hakimdi. ''Siz bir dışarı çıkın, ben bu dosyayı inceleyeyim'' deyip bizi dışarı gönderdi. Bu şahsın anlattıklarından başka dosyada hiçbir şey yoktu. Şahsa da emniyette ilaç mı ne içirmişler. Adam hâkimin önünde bayıldı. Hâkimde şahsı hastaneye yolladı. Yani ortalık curcuna yeri. Şahsın abisi daha sonra gelip şahıs hastanede iken hâkim beyle görüşüyor. Meğer Adil Serdar Saçan Bey şahısla anlaşmış. (Şahsın ağır suçlarını teğet geçmiş.) Benim aleyhimde ifade verme şartıyla anlaşmışlar. Hâkim şahsın hastaneden gelmesini beklemeden beni serbest bıraktı.

Ertesi günü sabahın 9.30’unda eve polisler geldi. Savcı itiraz etmiş, üst mahkemede tutuklamış. Kararın yüzüme okunması için adliyeye getirildim. Kararı da yüzüme beni serbest bırakan hakim okuyacak. Hakim beye dönüp dedim ki; "Mesai sabah kaçta başladı ki üst mahkeme tüm dosyayı okuyup saat 9:30'da tutuklama kararını vermiş. Siz zahmet etmeseydiniz. Bu tutuklamayı hakkımda ısmarlayanlar yüzüme okusaydı" dedim.

YÜCE ALLAH sizleri inandırsın Hakim bey, tek kelime söylemedi. O zamanda hem fiziki sağlığım hem de ruhsal durumum cezaevine girmeye pek müsait değildi. Ancak kaderimizde varmış. Şerefimizle yaşadık.

O zaman tutuklandığımda en çok bayramı cezaevinde geçirmek dert olmuştu. Çünkü o bayramla ilgili çok duygulu, çok güzel planlarım vardı. Sene 2008 de bana o oyunu kuran kişi aynı bayramı cezaevinde geçirdi ya, ben YÜCE YARATICIDAN daha ne isteyebilirim ki?..

Bu arkadaş "HER GÜNAHIN BİR İNTİKAM MELEĞİ OLDUĞUNU" galiba bilmiyordu. Hayatın belki de en güzel yanı budur. Yaşatarak öğretmesidir.

Satırlarıma son vermeden önce sizi ve tüm sevdiklerinizi YÜCE MEVLAYA emanet ederken, şu beş satırdan oluşan şaheseri de tekrardan mektubun sonuna eklemek istiyorum.

"BİR UMUTTUR YAŞAMAK"

HAKKIN TOPRAĞINDA MÜLKÜM VAR DEME DAM İLE HARMANDA HAKKIM VAR DEME GÜÇLÜ KUVVETLİYİM, MEVKİM VAR DEME ADAMI SIRT ÜSTE VURAN VAR KARA KARINCAYI GECE GÖREN VAR

Yani arkadaşlar, Yüce Mevla var.

SEDAT PEKER
Ziyaretçi Defteri
mesnevi-82@hotmail.com Gönderi no: 150462  /
mesnevi-82@hotmail.com
sayın sedat peker bey ben malatyadan ali(hoca) korkmaz sözlerime başlamadan evvela allahın selamıyla selam eder sağlık sıhhat afiyetler dilerim ben rahmetli abdul hamit turgutun arkadaşıyım ve abdul hamit turgutun sizin hakkınızdan bana söylediği sözlerden bir tanesini anlatayım sedat peker gibi on arkadaşım olsun sözüne özüne güveneyim ben dünyaya meydan okurum ağa derdim ben ona ağam vafat etmeden önce bir vasiyet yamış bana bırakmıştı be vefaat etmeden bir kaç gün öncede sizden bahs etmişti bana şöyle söylemişti eğer bizim cemaatten kimse seni anlamazsa sedat pekere git o seni anlar vasiyetinde söyle yazmıştı (aklınla hareket etme ilminle hareket et ilminle yetinme istişare ile hareket et istişare ile yetinme istihare ile hareket et bütün bunları yaptıktan sonra yinede karar veremiyorsan doğru bildiğin yolda emin ve sağlam adımlarla yürü allaha tevekkül et ve asla geriye dönme ve bakma allaha tamamen güven ve yoluna devam et ) diye vasiyet etmişti ve ben sizinle oturmak tanışmak sohbet etmek istiyorum allaha emanet olun
ilkerkologlu@hotmail.com Gönderi no: 144919  /
ilkerkologlu@hotmail.com
sayın büygüm sedat aibm ben sakarya dapazarı kuyudibi sentinden mehmet koloğlu nun oğlu ilker koloğlu sizinle görüsmek isitiyorum cok büyük sıkıntılarım var ltfn benım görüsün....
ibrahim_06_1987@htmail.com Gönderi no: 144439  /
ibrahim_06_1987@htmail.com
sayın reyisim aramıza döndün için çok sevindim inşalah allah uzun ömür ver zizlere
Mehmet ERKINAY Gönderi no: 136790  /
Mehmet ERKINAY
Saygılar değerli büyüğüm, sizi malum medyadan ve okuyabildiğim kadar kitaplardan tanıyorum bir kafe işletiyorum sabah 7 de çayımızı demler haberlere bakarım,bugünde aynısı olurken sizin linklerinize nasıl olduysa geldim ve bu saate kadar sizi dinledim izledim.Sizin dirayetli olamayıp Son satırlarda gözlerim dolu size Allah yar ve yardımcınız olsun demek istedim.. Efendimiz Pirimiz Galip Kuşçuoğlunun dediği gibi "Elbet bir gün düzelecek dünya: Bu tertibi tanzim-i ilahi benimsenip önemsenerek kabul edildiği zaman, islam'ın tek din olduğunu, başka dinin olmadığını kabul ettikleri zaman bu ortam düzelecek inşaAllah. Amma dünyanın ömrü olacak mı? Peygamber efendilerimiz din getirmediler! Cümlesi din-i islam üzere geldiler. Ümmetleri Allah'a inanıyorsa müslümandırlar! Müttakidir,ittika sahibidir! Bilen insanları hasretini çektiği semavi kitaplardaki mevcut gerçeklerin kabul edildiği görülecek. Bu rahmeti ve zuhurat-ı ilahiye neden bu zaman olmasın!".Saygı ve sevgilerimle Ağabeyim.
Mesaj göndermek için ilgili alanları doldurunuz
Gönderinizde resminizin gözükmesi için facebook ile giriş yapınız. 
E-Mail Adresiniz
Mesajınız