Duyurular

Zafer SALMAN SEDAT PEKER'i Anlatıyor

Kıymetli Dostlarım,

Halamın oğlu Zafer SALMAN’ın, Hakan TÜRK Bey’in yazdığı " Sedat Peker'in Gerçek Hayatı" isimli kitabında, şahsımla ilgili anlatımlarının 5 sayfalık ilk bölümünü yayınlamak istedim. Çocukluğumun ve gençliğimin ilk yıllarına ait bu anıları umarım beğenirsiniz. Kitabı bulma konusunda sıkıntı yaşayanlar kitapabcturk.com sitesinden temin edebilirler.

HAKAN TÜRK:

Yakın bir akrabası olmanız nedeniyle Sedat Peker ile ilgili neler anlatabilirsiniz? Ayrıca siz ondan yaşca büyük olduğunuz için doğumundan bugüne doğru gelelim.

ZAFER SALMAN:

Bazı medya mensuplarının Reis ile ilgili yalan yanlışlarına inanan ve onun aleyhinde konuşanlara bir yere kadar hak veriyorum. Sedat Peker'in normal bir insan olmadığını biliyorum. 60 yaşındayım ve bugüne kadar birçok insanla tanıştım, her türlü eziyeti çektim, değişik işlerde çalıştım, çok şeyler yaşadım. Dünyada hak hukuk çerçevesi içinde yapmadığımız iş kalmamıştır. Reis'in olağanüstü bir insan olduğunu bildiğim için o insanların dışarıdan baktığı zaman farklı algılamalarını normal görüyorum. Bugünkü ortamda böyle bir insanın olması mümkün değil. Yakınen bildiğim için her konuyu anlatabilirim.

HAKAN TÜRK:

Çocukluğunda nasıldı? 3 yaşındayken, 5 yaşındayken? Daha sonraki gençlik yılları ve Kelebek Operasyonu olduğu güne kadarı anlatır mısınız?

ZAFER SALMAN:

Biz kuzeniz, babasıyla annem kardeşler… Reis doğduğu zaman ben 13-14 yaşındaydım. Reis doğduğunda annemle Adapazarı'na gittik. Ondan sonra onlarla beraber yaşadım. Çoğu zaman dayımın evindeydim. Halam, bir anne olarak beni kendi çocuklarından ayırmamıştır. Yeryüzünde mukaddes annelerin en güzelidir halam. Çok sağlam karakterli bir insandı. Reis doğduğu zaman Adapazarı'na gittik. O zaman hastane falan yok. Doğum yaptıran ebe, birkaç gün sonra kontrol etmek için uğradığında bizimkilerle sohbet ederken; "Bu çocuk farklı bir çocuk. Böyle bir çocuğun ana rahminde büyüyüpte, sonradan ALLAH tarafından geldiğine inanacak kadar mucizevi bir çocuk" dediğini hiç unutmam. Bunu neden söylediğini o zaman anlamamıştım. Ama sonra bende buna inanmaya başladım.

HAKAN TÜRK:

Neydi buna inanmanın sebebi? Bir şey mi oldu?

ZAFER SALMAN:

Başımızdan geçen bir olay oldu. Bir süre sonra Rize'ye döndüm ve bir evlilik yaptım, daha doğrusu hanımı kaçırdım. Dayımdan başka gidecek yerim yok. O zaman dayımlar İstanbul'da oturuyorlar. Neyse biz İstanbul'a geldik. Reis o zaman 6 yaşlarında. Halam rahmetli ekmek alması için evin altındaki bakkala gitsin diye para veriyordu. Halama "Ben gideyim, kendime de kitap alacağım" dedim. Zaman geçsin diye eşimle evde kitap okuyoruz. O esnada ben çıkardım, para vermek istedim. Halam itiraz etti. Ama ben yine de parayı uzattım. "Bana da birkaç tane Teksas, Tommiks kitabı al, ekmekte al" dedim. Duymayınca omzuna dokundum. Çocuğun karşımda dev gibi büyüdüğünü gördüm. Gözlerimin içine bakarak, merdivenlerden aşağıya indi. "Hala bebekken ebe böyle bir şeyler demişti. O gün bugün kafama takılmıştı. Sedat büyüdüğünde bizi ya rezil ya da vezir edecek. Bunun bir ortası yok. Bu yaşta bir çocuk karşımda böyle oldu" dedim. "Doğrudur oğlum" dedi. Anladım o da kendince biraz espri yaptı. Çocuk yaşta ezilen arkadaşlarını dövenlerin karşısına dikilirdi. Reis, babayiğit bir çocuktu. Henüz 12-13 yaşındaydı ama 20 yaşında genç bir delikanlı gibiydi. Eski resimlerinde de onun genç irisi olduğunu görebilirsiniz. Bende o dönemde İstanbul'a yerleşmiş oldum. Sene 1985, biz Anadoluspor kulübünü çalıştırıyoruz, orada oyunlar yapıyoruz. Abim var, Metin Salman, birde sahte Oflu İsmail var (O zamanın sahte kabadayılarından.) Abim Metin onun mekanında kumar oynamaya gidiyor, bayağı para kaybediyor. Birazını ödüyor, kalanını "Sonra öderim" deyip çıkıyor. Ertesi gün Dandik İsmail, kahvede hava atmak için sesli bir şekilde 'Metin Salman, biz böyle yaparız adamı, borçlandırırız, parayı getirmezsen bak neler oluyor" diye konuşup duruyor. O anda Reis, iki arkadaşıyla beraber kahvede oturuyormuş (Sedat o tarihte 13 yaşında ancak var.) Yerinden kalkıyor ve "İsmail efendi bahsettiğin halamın oğlu lafını geri al. Ne yapacağımı sen benden daha iyi biliyorsun "diyor. O hava atan, başlıyor özür dilemeye. "Senin halanın oğlu muydu? Bilmiyordum Sedat'ım" diyor. Bana bunları abisi Vedat Peker anlatıyor. O dönemde takıldığımız lokal var, yine oradayız sohbet ederken, "Geçen akşam sahte Oflu İsmail'in yerinde otururken, Oflu İsmail, abin için bir şeyler demiş. Bizim Sedat'ta ona gereken dersi vermiş." dediğinde ben gayri ihtiyari "Hangi Sedat?" dedim. O da "Bizim Sedat" dedi. Biz bu konuşmayı yaptıktan sonra araştırmaya başladım ve sonra oturduk Sedat ile biraz sohbet ettik. Onun peşine zaten Bolu Cezaevi'nde cezasını çekmeye başladı. O günden beri zaten dışarıda fazla kaldığı yok. Onu tanımayan Sedat Peker'in çok acımasız olduğunu sanabilir. Bende dışarıdan baksam öyle görürüm. Reis benim için Allah'tan sonra yeryüzünde güvenip, inanabileceğim tek insandır. Kendisini ailemden daha fazla sevdiğimi bilir. Çocuklarımdan çok güvendiğim birisidir. Ondan büyük olduğum halde bazı konularda bana vermiş olduğu akıllardan ötürü kendi kendime çok kızdığım olmuştur. "Sen yaşça büyüksün, onun düşündüğünü neden düşünemedin" diye kızıyorum bazen kendime. Size bir örnek daha vereyim. Kartalın üstlerinde Kurtköy'de şu anda Mehmet'in almış olduğu yerler. O dönemde galericilik yapıyoruz. Gece gündüz araba yıkıyorum, araba satıyorum. Reis ise araba maraba ne varsa satıp, götürüyor. Fakire fukaraya yardım ediyor. Cebimizde bir lira para yok. Korkuyorum artık "Aç kalacağız." diyorum. Sermayemiz kalmadı, paramız yok. Maltepe'de Ali İbrahimoğlu diye çok saygı duyduğum kardeşim var. Kendisi Giresunlu, değerli bir insandır. "Abi muhtarlar seninle görüşmek istiyor (8 tane muhtar.) Bu vakıf arazilerini rant karşılığında Sedat Peker'e devretmek istiyorlar. Bu parayı, arsayı ona verelim, insanlara yardım etsin diye böyle bir girişimde bulunmuşlar." dedi. Bende sevindim."Aha parayı bulduk." diye Reis'i aradım. "Ya baba, parayı bulduk, sana geliyorum" dedim. Çünkü böyle bir şeye tek başıma karar vermem mümkün değil. Yanına gittim. "Baba,büyük bir para, verebildiğin kadar ver, millete dağıt." dedim. Durdu, "Abi, güzel para var bu işte de oradan aldığımız parayı kaç bin kişiye dağıtabiliriz?" dedi. O zaman "5-10 bin kişi olur kişi olur." deyince bana; "Türkiye'nin nüfusu kaç?" diye sordu. Onu tam anlamadığım halde, "55 milyon kişi" dediğimde "Ee bu 55 milyonun biz 10 bin tanesine para versek diğerlerinin hakkı ve devletin hakkı bizde kalacak. Biz bunu yaparsak, sevap değil günah alırız." dedi. Ben donup kaldım. Kendi kendime, "ALLAH ALLAH sen niye bunu düşünmedin de buraya getirdin bu konuyu." diye kızdım. Her günümüzün her dakikasında bir anımız var. Türkiye'de şehitlerin ailelerine en az 150 daire ben bulmuşumdur, o parasını ödemiştir. Doğuda şehit olan polisin ve askerin ailesine para vermiştir. Çoğuna da maaş gibi her ay para gönderen bir insandır. Bunları yaparken, inanın ne ile yetiştiriyoruz, nasıl, nereden yapıyoruz, bir türlü aklım almıyor. Mesela dayımdan bir arazi kalmış, gidip onu satmışımdır. Cebimizde benzin koymaya para yok ama Reis, parayı her zaman olduğu gibi yine dağıtmıştır.

HAKAN TÜRK:

Cezaevi'nden yeni çıktığı günlerdi. ALLAH bereketini arttırsın evinde yemek yedik, oturuyorduk. Oradaki genç bir arkadaşa, "Kaç paramız var ?" diye sordu. O arkadaşın söylediği rakamın yüzde 60'ını bir zarfa koyup hazırlamasını söyledi. Bizzat ben şahit oldum.

ZAFER SALMAN:

O zamanlar galericilik yapıyordum. Reis, cezaevinden yeni çıkmıştı. Bir tane arabam vardı. O arabayı sattık. Dedi ki "Abi, bu parayı ben kullanabilir miyim?" dedi. "Tabii ne demek al" dedim. Ama kendimce bu para en azından Sedat'a 5-6 ay gider, diye düşündüm. Akşam oldu, para Sedat'ta. O zamanlar Bostancı Sahili'nin orada arkadaşlarıyla oturuyor. O tarihlerde oralarda asfalt yok, parke taşları sökülmüş, çok izbe bir yer. Biz, hep beraber Bakkalköy'den geçerken, Reis, ön taraftaki kardeşimizden zarf istedi. Zarfı alıp, cebinden bir deste para içine koydu. Belediye durağının önünde taşlar var. Dedi ki "Şu zarfı o taşlardan birinin altına koy gel." deyince gençlerden birisi inip, Reis'in istediği yere zarfı koyup, arabaya bindi. "Gidiyoruz" dedi. "Şaka yapıyor herhalde." dedim kendi kendime. Gecenin üçünde hiç taşın altına para koyulur mu? Araba ha durdu, ha duracak diye bekliyorum. Bana nispet yapıyor diye mahsustan seslenmiyorum. Parayı oraya bıraktık araba hala gidiyor. "Nereye gidiyoruz, her şeyi anladım da bunun neyini bana izah edeceksin? Bunun anlamı ne, anlat bende rahatlayayım. Ben gidip, parayı alacağım, para bu ya" dedim. "Abi dur sakin ol. Sabahleyin erken kim kalkar işe gitmek için? İlk kalkanlar en fakirleridir. Ekmeğe ihtiyacı olanlardır. Gelen kendi kendine isyan edecek taşa tekme vuracak buna inanıyorum. Taşa tekmeyi vurunca, zarf çıkacak, eğilip alacak ona bir armağan olacaktır bu para." dedi. Sadece "Pes yani" diyebildim. Buna benzer bir sürü şeyler yaşadım. Bir arsa buldum bir yerden, güzel komisyon alacağım. Bir sene bu işi kovaladım. Bir arkadaşımız var orayla ilgilenen, oranın sahibi bizden rahatsız olmasın bizi yanlış anlamasın diye kahvaltıya götürüyorum. Öğlen yemeğine götürüyorum. Neyse işi bağlayıp, o zamanın parasıyla yüklü bir para aldım. Herhalde bu parayla bir daire alırız, diye düşündüm. O zamanın parasıyla zannediyorum, 1 trilyon mu ne yapıyor. Rakamları karıştırıyorum. Tamam, para alındı. Hesap eve gönderildi. Bir arkadaşı var "Konyalı Mehmet" diye. Lokanta sahibi Tepecik'te yeri var. Bize telefon etti, oradaymış bizi çağırdı. Tuncay ile gittik. Havuz var orada, "Abi ben bir havuza girip, çıkayım sizde çayınızı için." dedi. Masanın üzerinde kâğıtlara bir sürü yazılar yazmış. 8 tane A4 kâğıdına liste yapmış. En başında da 17,500 Zafer SALMAN yazıyor. Tuncay'a da 17,500 yazıyor. Bunun 175 bin olması mümkün değil. Bana bu kadar para vermesi de mümkün değil. Tuncay'a desem mi? Demesem mi? Diye düşünürken, makara yapayım bari. "Tuncay şuraya bir göz atsana ikimizin ismi de var 17,500 yazıyor. Bu ne olabilir sence?" dedim. Bir sene boyunca o kadar masraf yapmışız zaten. O kadar olması mümkün değil. Ben biliyorum başıma geleceği de yani bana para vermesi mümkün mü? Yok, böyle bir şey ya! Neyse geldi oturdu. Tam kahvaltıya başlayacağız ama bizim Tuncay'ın rengi soldu. "Ya Reis, bizim bir hayallerimiz vardı, onu yıktın. Valla baba şurada bir yazı var, bize 175 bin yazılmış olsa tamam deriz. Daire bakıyorduk, Ataşehir'den" dedim. O zaman Ataşehir'de daireler, 125 milyar. "Anlamadım abi." dedi. "Baksana 17,500 yazıyor." dedim. Durdu, "Beğenmediysen" diyerek, "Oğlum, oradan Zafer abinin ismini de sil, gelecek listeden Tuncay ile beraber ona para takdim edin" dedi. "Ne yapıyorsun, alalım biz onu" dedim. Bizimle beraber çalışan arkadaş var ona en azından 60 bin TL vermemiz gerekiyor (çok zengin bir arkadaş.) "Sen bu çeki arkadaşa ver. Alır ya da almaz o onun bileceği iş." dedi. Çeki götürdük, adam önce çeki almadı ve "Yardım işine benimde katkım olsun." dedi. Aradım Reis'i "Baba bu arkadaş çeki almıyor dedim. O da "İyi, almıyorsa götür, fakire fukaraya ver." dedi. Bende dur bir dakika bizden daha fakir mi var? diye düşündüm ve çeki cebimize koyup, eve gittik. Adam aradı "Vazgeçtim, ben çekimi istiyorum" dedi. Baba, yine bizim hayallerimiz yıkıldı. Hem sen yıktın hem de senden sonra bu adam yıktı…

BİR UMUTTUR YAŞAMAK

SEDAT PEKER

Ziyaretçi Defteri
Kadir Yılmaz Gönderi no: 158016  /
Kadir Yılmaz
Sayın Reisim birgün yolunuz kayseriye düşerse sizi yakından görmek ve elinizi sıkmak isterim saygılar herşey gönlünüzce olsun
selim yurttaş Gönderi no: 158007  /
selim yurttaş
sedat abi seni gerçekten bir büyüğümüz olarak seven bir kişiyim. Sedat abi benim düğünüm var ve seni yanımızda görmek isterim abi. nasıl rica edilir nasıl soylenır belkı beceremedım ama. Abi bizim düğünümüze gelirsen gercekten cok sevineceğim. Allah razzı olsun şimdiden reis. İyi Günler. Allaha Emanet ol abi
Mesaj göndermek için ilgili alanları doldurunuz
Gönderinizde resminizin gözükmesi için facebook ile giriş yapınız. 
E-Mail Adresiniz
Mesajınız